DENEME

  • DENEME

    Herkes öldürür mü sevdiğini?

    Herkes öldürmez sevdiğini. Başka türlü bir sevmek mümkün. Geleceği vaatlere tutsak etmeden, kıymeti kendinden menkul büyük sözler vermeden, ”sonuna kadar” ve ”sonsuza kadar”lardan azade, beklentiler ve mecburiyetlerle toz tutmamış, bu anın içinde ve fakat sonsuz bir sevmek mümkün. Sonsuza kadar olup olmadığından emin olmadan, yanında ve seninle olduğum her bir anın içinde sonsuz bir sevmek mümkün. ”Yarın”ın kapılarının her ihtimale açık olduğunu bilerek, tüm ihtimallerde kimi zaman canımızı yakmak pahasına gerçeği söyleyerek, konuşarak, duyarak, anlamaya çalışarak, anlaşamadığımızda birbirimizde sadece bizim görebildiklerimize tutunarak, bazen acıtmayı ve acı çekmeyi göze alarak… Bazen şiirlerle, çiçeklerle ayaklarını yerden keserek ya da daha makbulü ayakları yere basarak, sadece bekleyerek, herkes konuşurken susarak, sorgulamadan sorarak, cevaplardan…

  • DENEME

    CADDE

    Evlenmeden önce Ferhat’ı görmeye İstanbul’a geldiğim zamanlar, Ankara’da okuyan, denize hasret kalmış bir Egeli olarak, onun beni Bağdat Caddesi’ne getirmesine bir anlam veremez, biraz da burun kıvırarak ”ne işimiz var burada” diye sitem eder, ısrarla deniz kokusu alabileceğim bir yere gitmek isterdim. Yıllar sonra buraya bu kadar tutkun olacağım aklımın ucundan geçmezdi. Şimdi her fırsatta çıkıp yürüyorum. Cadde’ye çıkan bütün yolları, tek yönleri, ters yönleri, sokak isimlerini, eskimiş evlerdeki yaşanmışlıkları, yıkılan evlerin efkârını, yeniden yükselen binaların yerine yakışma endişesini, yeni yerleşilen evlerdeki hayatı soluma telaşını içime sindire sindire yürüyorum. Bazı sokakları, bazı sokak isimlerini, bazı sokakların hem kendilerini hem isimlerini seviyorum. Mesela Taş Mektep Sokak ya da Yeşil Bahar Sokak……

  • DENEME

    Şişedeki Sinek

    ”Felsefenin amacı nedir? Şişeye düşen sineğe çıkış yolunu göstermektir” diyor Ludwig Wittengenstein. Fakat günümüzde toplum şişeye düşen sinek şişede kalsın istiyor. Şişeden çıkmaya çalışma çabası ve hatta isteği bile abesle iştigal kabul ediliyor. Şişede ‘yaşamak’ için gerek şartlara sahipsen bir adım ötesini merak etmek, yaşamla, evrenle, kendinle ilgili sorular sormak, kendi hakikatine yaklaşmaya niyetlenmek, bazen kendini ve yolculuğunu tanımak uğruna yanlış yapmayı, vazgeçmeyi, yalnız kalmayı ve hatta ıstırap çekmeyi göze almak çok yadırganıyor. Size çizilen sınırlar içinde kalmanız, uygun görülen rolü oynamanız ve kabul gören davranışları düstur edinmeniz gerekiyor. Hatta bir süre önce kendi tecrübe ettiğim bir süreçte gördüm ki sizi çok sevenlerden de, onların sizi içinde görmek istedikleri resmin…

  • DENEME

    DOKTOR ANNESİ

    Bugünün son hastası…Bir doktor annesiydi. Ultrasona gitmeden önce Filiz’e hastanın şikayetini sordum. Meme başından kanlı akıntısı olduğunu öğrendim. Mamografisini görünce şikayetinin uzunca bir süredir devam ettiğini tahmin ettim. Ultrasonda yanına girdiğimde ne kadar süredir bu şikayetlerinin olduğunu sordum, biraz tereddütlü ”bir hafta” dedi. O ”bir hafta”nın aslında ne kadar olduğunu doktor anneleri bilir. O ”bir hafta” hiçbir zaman bir hafta değildir. O bir hafta bazen bir ay, bazen birkaç aydır, kimi zaman yıl olur. Doktor annesi ya da babası canına tak etmeden, son noktaya gelmeden evladına söylemez canının ne kadar yandığını. ”Bir hafta” dedi, üstelemedim. Bir süre sonra yanından oğluna bilgi vereceğimi söyleyerek ayrıldım. Dışarda endişeyle beni bekliyordu doktor bey,…

  • DENEME

    YÜZLEŞME

    Sevmek, çok sevmek yetmiyor. Hiç bırakmamak üzere tuttuğumuz elleri bırakıyor, beraber yaşlanmak üzere çıktığımız yollardan, verdiğimiz sözlerden dönüyoruz. Bazen hayat yoruyor…Bizi, ilişkilerimizi. Aramızdaki bağları zayıflatıyor, koparıyor ve sevgi de tükeniyor. Kimi zaman da sevgi her şeye rağmen olanca güzelliğiyle direniyor. Peki yetiyor mu? Zamanla arkadaşlıktan, dostluktan, sevgili ya da eş olmaktan anladıklarımız ve beklentilerimiz değişiyorsa…Ortak hayaller kuramıyor, birbirimizin hayallerini paylaşamıyor, birbirimize cesaret vermiyor, veremiyorsak…Birimiz diğerinin kırgınlıklarını ya da ışıldayan taraflarını görmezden geliyorsa… ”Mış gibi” yapıyorsak…Ya zaman içinde yakınlaşacağımıza yabancılaşıyorsak…Çok seviyor olsak da yetiyor mu mutlu olmaya? Yetmiyor! Pek çok ilişki ezberden yürüyor. Çoğumuz ilişkilerimizde mutlu olup olmadığımızı bile sorgulamaya korkuyoruz. En zoru insanın kendisiyle yüzleşmesi., mutsuz olduğunu ve mutsuzluğunun sebeplerini…

  • DENEME

    ARKA KAPI

    Kimi nasıl seveceğinize ben karar veremem elbette. Fakat gerçekten seviyorsanız eğer, kaybetmekten korkacak kadar gerçek ve yürekten…Onları uzun suskunluklarla cezalandırmayın. Sorulmamış soruların sonundaki soru işaretleri ile başbaşa bırakmayın. Kapıları aralık bırakın, arka kapı ararken kimseyi yormayın. Yok saymayın sevdiklerinizi ve yokluğunuza alıştırmayın. Nelere alışıyor insan, nelerden vazgeçiyor bilseniz, korkardınız bu kadar uzak ve sessiz kalmaya. Sabaha çıkamam herhalde dedirtecek kadar kalp ağrısı çekilen bir gecenin ardından, nefes almaya bile takati yokken yaşıyor ve alışıyor insan; bazen ömrünün yarısından, bazen masallardan, bazen umutlarından, bazen en güzel ihtimallerden vazgeçerek. Yaşıyor ve alışıyor, acıya ve yokluğa. Bilseniz korkardınız bu kadar ketum olmaya. Aforoz edişle affediş arasında geçen sürede hiç düşünmediniz mi aforoz ettiğimle…

  • DENEME

    HEDİYE

    Hediye almayı da vermeyi de çok seven biri olarak söylemeliyim ki belirli günlerde alınan kalıplaşmış hediyeler maddi değeri ne olursa olsun kimseyi pek de mutlu etmiyor sanki…Hele ki bir görevi savarmış gibi kendi verecekleri hediyeyi bir başkasına seçtirenleri hiç anlamıyorum. Oysa ki biraz özen gösterilirse burada müthiş bir paylaşım var. Hediye vermenin iki anlamı var bence. Birincisi seni tanıyorum, neden hoşlandığını, neyle ilgilendiğini, kendine neyi yakıştırdığını biliyorum demek. İkincisi ise sende benden bir parça olsun istiyorum, seninle kendi ilgi alanlarımı, kendi zevkimi paylaşmak, belki de sana yeni, farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum demek. Fakat her iki hâl de ilgi, özen ve emek istiyor elbette. Bu özeni ve emeği belirli…

  • DENEME

    BAŞARI

    Çocukken, küçücük bir kız çocuğu iken hiç arkadaşım yoktu benim. Sokakta oynamayı sevmez, daha doğrusu bilmezdim. Çocuklarda kendiliğinden olan oynama becerisi bende yoktu. Sokaktaki çocuklara imrenir ancak aralarına karışamazdım. En yakın arkadaşlarım kitaplardı. Okul dışındaki tüm zamanımı kitaplarla geçirebilirdim. Elbette çok uslu bir çocuktum; hiç yaramazlık yapmaz, kimsenin başını ağrıtmaz, hiçbir konuda çok talepkar ve ısrarcı olmazdım. Ve tabii ki çok başarılıydım! Ders notlarım hep çok yüksekti. Hayatta çok erken tanıştığım ve hiç yadırgamadığım şey sanırım sorumluluktu, yapmam gerekenleri bilir ve hatırlatmaya ya da ikaza gerek olmadan yapardım. Şimdi, yıllar sonra geriye dönüp o günlere baktığımda o küçük kız çocuğunun ne kadar yalnız olduğunu görüyorum… Uslu olmam, çok başarılı olmam…