DOKTOR ANNESİ
Bugünün son hastası…Bir doktor annesiydi. Ultrasona gitmeden önce Filiz’e hastanın şikayetini sordum. Meme başından kanlı akıntısı olduğunu öğrendim. Mamografisini görünce şikayetinin uzunca bir süredir devam ettiğini tahmin ettim. Ultrasonda yanına girdiğimde ne kadar süredir bu şikayetlerinin olduğunu sordum, biraz tereddütlü ”bir hafta” dedi. O ”bir hafta”nın aslında ne kadar olduğunu doktor anneleri bilir. O ”bir hafta” hiçbir zaman bir hafta değildir. O bir hafta bazen bir ay, bazen birkaç aydır, kimi zaman yıl olur. Doktor annesi ya da babası canına tak etmeden, son noktaya gelmeden evladına söylemez canının ne kadar yandığını. ”Bir hafta” dedi, üstelemedim. Bir süre sonra yanından oğluna bilgi vereceğimi söyleyerek ayrıldım. Dışarda endişeyle beni bekliyordu doktor bey, aslında onun da tahmin ettiği üzere haberler tatsızdı. İlk tepkisi beni hiç şaşırtmadı, ”dört ay” dedi, ”dört aydır bana söylememiş, ben üzülmeyeyim, zaten çok yoruluyorum diye saklamış”. ”Ahh” diyebildim…
Şimdi bana söyleyin lütfen, kendi hayatında benzerini yaşamamış tek bir meslektaşım var mı? Ben gönül rahatlığıyla cevap verebilirim ki YOK!
Ankara Tıp’ta genel cerrahide intörnüm. Annem Mirizzi sendromu oldu. Nezih hocam ”getir kızım anneni, sen de buradayken yapalım ameliyatını” dedi. Annemin ameliyat olduğu güne bana nöbet yazılmıştı ve zaten gün aşırı nöbet tuttuğumuz için nöbet değişme şansım yoktu. ”Olsun” dedim anneme, ”merak etme, ben bakarım sana”. Bugün sormak istiyorum canım anneme, ”bakabildim mi sana o günlerde?” Hiç sanmıyorum…O gece başka hastalar vardı bana ihtiyacı olan, ertesi gün de 36 saatlik nöbet ertesiydim, uykusuz ne kadar dayanabildiğimi bile hatırlamıyorum. Tek hatırladığım annemin canı yanıyordu ve onu bırakıp başka odalarda başka hastalarla ilgileniyordum. Çünkü onların da bana ihtiyacı vardı. Ama gözüm de arkada değildi, ameliyatı Nezih hoca yapmıştı, başka intörn arkadaşlarım, hemşire hanımlar vardı, hepsi anneme anneleri gibi bakardı. Baktılar da…Ama ben anneme bakamadım.
Çapa’ da asistanım. Babamın sesinde günlerdir bir keyifsizlik var, hissediyorum ama sebebini öğrenemiyorum. Çünkü söylemiyor. Çünkü beni üzmek istemiyor, endişelendirmek istemiyor, yük olmak istemiyor, istemiyor…Neden sonra çektiği ağrıya oradaki mevcut imkanlarla bir derman bulunamayınca ısrarlı sorularıma mecburi ve kaçamak cevap verirken akut kolesistit veya pankreatit olduğundan şüpheleniyorum. Zorla, kelimenin tam anlamıyla ağlayarak gelmeye ikna ediyorum. Safra kesesi perfore olmak üzereyken Çapa’da acil ameliyata alınıyor.
Teyzem, canımın içi, anneannemle birlikte beni büyüten bitanecik teyzem…Finallerim var diye düğününe bile gidemediğim teyzem, İzmir’de malign melanom nedeniyle ameliyat olup taburcu olduktan aylar sonra bana haber veriliyor.
Bir ay önce 16 yaşındaki kızımı 39.6 derece ateşle evde bırakıp işe gittim. Ateşini saatlerce düşüremediğim bir gecenin sabahında, ateşinin düşmeyeceğini bilerek bıraktım ve çıktım. İçim sızlayarak, kanayarak, aklımı, kalbimi evde bırakarak gittim. 16 yaşına gelene kadar öyle çok yaşandı ki benzer olaylar…Sitem etmeyi, beni bırakıp gitme demeyi bile bilmiyor bizim çocuklarımız.
Birkaç hafta önce facebook’taki gruplardan birinde bir doktor annenin paylaşımını gördüm. 5 yaşındaki kızının uzaktan eğitimini 8 yaşındaki kızına emanet edip gidiyormuş. Ve ”lütfen teselli etmeyin” diyordu, sadece çocukların işlerini kolaylaştıracak öneriler için danışıyordu.
Doktor annesi, babası, eşi, çocuğu olmak kolay ya da keyifli sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Hepsini ihmal ediyoruz, hep başka önceliklerimiz oluyor. Çok sevdiklerimiz hep bekliyor, sabrediyor. Biz mesleğimizi sevdiğimiz, onlar da bizi sevdikleri için bekliyor, sabrediyor, yükümüzü hafifletmeye çalışıyorlar.
Geçtiğimiz günlerde gencecik bir hekim, sesi titreyerek ama nezaketini hiç kaybetmeden soruyordu ”bu saygısız, bu cahil özgüven nereden geliyor, çok merak ediyorum.” Şimdi o cahil, saygısız özgüvenin yaratıcılarına seslenmek istiyorum. İşlerine gelmeyince bize nifak tohumu ekiyor diyenlere, tıbbi atığa benzetenlere, meslek örgütümüzü kapatmaya niyetlenenlere…Bizim gözümüzün içine bakan, hastalarımıza ayıracağımız zamandan çalmaktan, bizi üzmekten korkan, her koşulda bizimle gurur duyan anne babalarımız var. Bizim hayatın zorluklarını bizimle göğüslemeye alışmış, bize destek olan, her koşulda bizimle gurur duyan eşlerimiz, çocuklarımız var. Bizim ailelerimizi gözü kapalı emanet edebileceğimiz, her koşulda birbirimizle gurur duyduğumuz meslektaşlarımız, hocalarımız, gencecik hekim adayları var. Bizim bize dua eden, kıymet bilen hastalarımız var. Bizim onurla, gururla yaptığımız mesleğimiz, ölene kadar dönmeyeceğimiz yeminimiz var. Ya siz, cahil ve saygısız özgüveniniz dışında sizin neyiniz var?



2 Yorum
arzu aksaya
Pandemi öncesinde de annemin rahatsızlığı nedeniyle çok sık girip çıkmışlığım var hastanelere. Hekimler başta olmak üzere işlerini büyük bir aşkla yapan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum. Tüm olumsuzluklara, motivasyonsuzluğa ve hiç de adil olmayan muameleye rağmen hekimliğe o kutsal yanı kazandıran insanlardan ilham alan kızım da bir doktor olmak istiyor. Dilerim değişen dünya güzel insanların da değerini ortaya çıkarır.
Ezgi Balaban
Ben de teşekkür ediyorum Arzu hanım. Kızınızın da yolu açık olsun dilerim. Severek yapıldığında her zorluğa rağmen tarifsiz güzellikler yaşatan bir meslek. Güzel dileklerinize de yürekten katılıyorum. Sevgiler.