-
YENİDEN
"Biz kırıldık daha da kırılırız Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü Hırsız da bilmiyor çaldığını" diyor Yarımada'da Cemal Süreya. Daha ziyade kırıldım sanıyorum ama yeri geldi hırsız da oldum ve kimbilir belki katil de. Fakat bilmeyen olmadım hiç. Çaldığımı da öldürdüğümü de bildim. Bilerek yapmadım ama yaptıktan sonra fark ettim. Acısını çektim, pişmanlığını yaşadım, gözyaşını döktüm. Muhattabından özrünü, Yaradan'dan affını diledim. Pişmanlığım bir yaraya merhem oldu mu bilmem ama olsun istedim. Ne yaşarsak, ne kadar güzel yaşarsak yaşayalım perde kapanmadan önceki son sahne ile mühürlenir tüm oyun. Sahici bir farkındalık, samimi bir özür, içten bir pişmanlık oyunun devamına yeterli olamasa da senaryoyu zihnimizde geriye dönük tekrar kurgulamaya, anıları nizami, insanları güzel…
-
Bana doğru…
Her gün şeyhine giden bir derviş varmış. Bir gün: "Efendim, kırk yıldır her gün size geliyorum." demiş. Şeyhi de demiş ki: "Ah evlat! Keşke kırk yıldır her gün bana geleceğine, bir gün de kendine gideydin." Uzunca zaman "kendine gidemeyenlerle" meşgul olmuşum. Biri yolu kendi bulur umuduyla sabırla beklemişim, bir diğerinin uzattığını zannettiğim elinden tutup yolculuğuna eşlik etmek istemişim, birine hiç dinlemediğini ya da anlamadığını çok geç fark ettiğim ipuçları fısıldamışım. Aynı yerde duralım, aynı manzaraya bakalım diye yola niyet etmemişleri çekiştirip yorduğum da olmuş, acemisi olduğum sokaklarda kendi yükümden fazlasını taşıyıp yorulduğum da... Ben kendime yaklaşmak için yorulmalıymışım zira. Heveslerimin ve haddinden fazla iyi niyetlerimin sivri köşelerini törpülemeli, aklıma düşen…




