Kapalıyız kardeşim!
Sanıyorum tüm sorunların çözümü önce bir sorun olduğunu kabullenmekle başlıyor. O zaman bu kabullenişi yüksek sesle dile getirmekle başlayayım ben de: Ben bir sosyal medya bağımlısıyım!
Pandeminin dünya üzerinde muhtemelen pandemi sonrası uzun bir dönemi de etkileyecek, hatta kalıcı değişiklikler oluşturacak olağanüstü etkileri oldu. Fakat yazının konusu bu dönemin benim kişisel dünyamdaki değişimlerle çakışması ve kendi mikro dünyamda oluşturduğu bence ‘beklenmedik’ bir etki; sosyal medya bağımlılığı. Retrospektif bakınca tüm bu sürecin doğal bir sonucu gibi görünse de hayatı boyunca kafasına koyduğunu yapmakla övünmüş, verdiği kararların arkasında durmakla ve iradesi ile gurur duymuş biri için herhangi bir bağımlılık öngörülebilir ve kolay kabullenilebilir bir durum değil. Fakat son aylarda rahatsızlık hissi o kadar baskın hale geldi ki bu durumu kabullenmekten başka çare kalmadı! Sorunu yeni tespit etmiş değilim aslında, dediğim gibi belki aylar öncesine dayanıyor teşhisimi koymuş olmam. Fakat kabullendikten sonra harekete geçmek de benim için biraz zaman ve çaba gerektirdi. Belki de ‘aksiyon alabilmek’ için önce bu bağımlılığın komplikasyonlarından muzdarip olmak gerekiyordu, ben de payıma düşeni yaşadım diyelim.
Herkes gibi benim de en çok şikayet ettiğim konuların başında elbette zaman kaybı geliyor. Çalışan bir anne olarak zaman yönetimi benim için çok önemli. Üstelik ideal koşullarda işim için de mesai saatleri dışında vakit harcamam, okumam, ders çalışmam gerekiyor. Sonra yapmak istediğim, ilgimi çeken, merak ettiğim onlarca şey var. Örneğin İtalyanca öğrenmek istiyorum, okunacak sonsuz kitap ve edebiyat dergisi var. Yazılacak yazılar, şiirler var. Elbette her gün yürünecek yollar, çekilecek çiçek fotoğrafları, kendi kendimize yapmaya artık alıştığımız spor aktiviteleri var. Yapmaya doyamadığım onca şeyin arasında ben zamanımın hatırı sayılır bir kısmını aslında pek de tanımadığım insanların hayatlarını takip ederek geçirdiğimi fark ettim. Ve bu her günün sonunda bana ‘daha iyisini yapabilirdim’ hissi olarak geri dönmeye başladı.
Elbette bu çift yön bir yol olduğu için insanlar da paylaşımlarınızdan sizinle ve hayatınızla ilgili fikir sahibi oluyor. Bu sizin göstermek istediğiniz kadar ya da izin verdiğiniz ölçüde olabilir elbette ancak kullanım sıklaştıkça, paylaşımlar arttıkça bir noktada vermek istemediğiniz bir mesaj vermek ya da aslında çok da altını çizmek istemediğiniz bir özelliğinizi gözler önüne sermek de kaçınılmaz olabiliyor. Size gerçekten yakın olanlar o mesajlardaki alt metni okuyabilir ya da altını çizseniz de çizmeseniz de sizi satır satır ezberlemiş olabilir. Peki ya çok yakın olmadığımız, telefon ekranı karardığı anda hayatlarından ve akıllarından uzaklaştığımız diğerleri?
Bu nokta özellikle benim için hassas…Çünkü ben kendini sakınmak ve duygularını saklamak konusunda çok da becerikli değilim; özel hayatımda hiç böyle bir derdim de yok açıkçası, bu durumdan son derece memnunum. Hayatta belki en çok kıymet verdiğim şey ‘sahici’ olabilmek. ‘Sahicilik’ bir din olsaydı en sadık inananlarından, en ateşli savunucularından biri ben olurdum sanırım. Fakat sosyal medya ve benim anladığım manada ‘gerçeklik’ birbiri ile örtüşmüyor. En azından o çift yön yolda ‘sahicilik’ virajından sonra karşı yönde yol genellikle kapalı oluyor. Terapistim insanların büyük çoğunluğu için duygularını ortaya koyabilmenin büyük bir sorun olduğunu ve genellikle de bu tip danışanlarla çalıştıklarını söylüyor. Dolayısıyla hele ki sosyal medya gibi bir mecrada böyle bir beklenti içinde olmak çok da anlamlı değil aslında.
Pandemi döneminde sosyalleşebildiğimiz belki de yegane ortam oldu sosyal medya. Bu arada sosyal medya sayesinde çok şey öğrendiğimi, ilham veren kadınlarla tanıştığımı, hayatıma rengarenk pencereler açıldığını da söylemezsem haksızlık etmiş olurum. Kendi hayatımda da uzun süren bir sessizlik döneminin bitişine, görünmezlikten vazgeçme ve görünür olma tercihine, kendini keşfetme yolculuğumun başlarına denk düştü bu süre. Dolayısıyla anlatacak, paylaşacak çok şeyim var. Fakat gerçekten anlatabilmek ve anlayabilmek için susmayı da öğrenmek gerek galiba. En azından kime ne kadar görünmek istediğime karar verene dek…
Bir süre buradan devam edelim, gerçekten ilgilenenler ve takip edenlerle burada buluşalım. Bir uçtan diğerine savrulan sarkaç dengeyi bulana dek diğer mecralarda KAPALIYIZ.
NOT: Bu yazıyı instagramda paylaşsam mı 🙂



Bir yorum
Kübra
Bence paylaşın Ezgi Hanım 🙂