-
Umduğumuzdan güzel geçsin yaz…
Haziran’ın ilk günlerinde burada olmayı ve bir mevsimin büyümeye başlamasını izlemeyi seviyorum. Çiçeğe durmuş nar ağaçlarını, her yazın başında nar çiçeği rengine yeniden hayran olmayı Ağustosun sıcağına gölgesini büyüterek hazırlanan asmayı Boyuna bosuna bakmadan dallarını elmalarla yoran bodur elma ağacını Dut ağacının altındaki, düşen karadutların renkleriyle desenlenmiş ahşap masayı Issız kumsalı Kumsalda onarılmayı bekleyen salıncağı Şimdilik gölgesinden başka kimsesi olmayan şemsiyeyi Bu sakinliği seviyorum. Dün gece rakı masası dut ağacının altına kuruldu, sonraki sefer muhtemelen o rakı asmanın gölgesinde içilecek. Çiçekler nara, elmalar kırmızıya dönecek. Salıncak için mutlaka sıra beklenecek. Bir yaz daha gözümün önünde büyüyecek. Ve ben yine her halini seveceğim.
-
TANIK
Uzun bir yolculuktan sonra yol boyunca size eşlik eden insanlarla farklı yönlere yürümeye başladığınızda yolculuğunuzun tanığını kaybetmiş oluyorsunuz. Oysa tanıklık mühim… Yolun başında kim olduğunuzun, sonunda kime dönüştüğünüzün, kaçıncı adımda yorulduğunuzun, kaç defa yanlış yola saptığınızın, kaybolunca ne yaptığınızın bilinmesi, yolda size refakat edenlerin ve yolun bir yerinde terk edenlerin tanınması önemli. “Asıl olan ne yaşadığın değil nasıl hatırladığındır” derler. İşimize geldiği gibi hatırlamaya meyyal olduğumuzda hakikati anımsatmak için… Bazen öyle hadiseler vuku bulur ki inanmak için şahit gerekir, yaşanmışa ikna etmek için… Parantez açmaya gerek duymadan ve alt yazısız konuşabilmek için. Fakat bazen Didem’in dediği gibi olur; “Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı. Kitaplar, aşk, her şey. Her…





