ÖYKÜ
-
PENCERE
Mutfağın yan apartmana bakan penceresini araladım. Alev gibi bir ağustos rüzgarı yüzümü yalayıp geçti. Elimde eğreti duran sigaraya baktım, içmeyi bilmediğim için hayıflandım. Eskiden rakı sofralarında bakımlı ellerinde tuttukları sigaralarından derin nefesler çekip dumanını üflerken uzaklara dalıp giden kadınların o gizemli havasını çekici bulur, içten içe kıskanırdım. Şimdi de dertlenince sigaraya sarılıp dertlerini bir nebze olsun hafifletebilenlere imreniyorum. Kalbimi sıkıştıran mengeneyi biraz gevşetir, bu sıkıntılı bekleyişin ağırlığını hafifletir umuduyla peş peşe yaktığım kim bilir kaçıncı sigaranın içime çekmesini bilmediğim, ağzımda hapis tuttuğum dumanını serbest bırakmak için aralık pencereden hafifçe dışarı uzanıyorum. Giderek ağırlaşan zamana nispet yaparcasına dışardan davul ve zurna sesleri geliyor. Hastaneden getirdiğimiz günden beri sıcaktan ve gürültüden rahatsız…
-
İHANET
"Hayır" dedi. Yabancı bir dilde yeni bir kelime öğreniyor gibi, her bir harfin üzerine basarak, temkinli bir şekilde, acele etmeden "Hayır." Sonra farklı bir tonda, kendinden emin bir tavırla, daha önce de pek çok kez kararlılıkla söylemiş gibi "Hayır." Yirmi dört saattir içinde hapsettiği tüm öfkeyle ve yüksek sesle "Hayır." "Hayır!" "Hayır!" "Hayır!" Son bir hafta boyunca içinde biriktirdiği, ertelediği, aklının köşesindeyken görmezden geldiği ya da dilinin ucundan döndürdüğü, söylemeye borçlandığı ne kadar "hayır" varsa gözünden akan yaşlarla birlikte gürül gürül içinden taşıyor, göz yaşları duştan akan suya, birikmiş "hayır"ları tazyikli akan suyun banyonun fayanslarında yankılanan sesine karışıp kayboluyordu. ... Not: Tamamı Tetkik Dergi Temmuz 2022 sayısında. https://tetkikdergi.com/wp-content/uploads/2022/09/TetkikDergiTemmuz2022.pdf
-
KARAR
Bu akşam artık kararımı bildirmem gerekiyor. İki, üç gün düşünme zamanı vermişlerdi. Neredeyse bir hafta oldu. Bu akşamki suareye gelirlerse orada konuşurum. “Beklenen Şarkı” filmi ilk kez gösterilecek bu akşam, radyoda dinlemeye doyamadığım Zeki Müren’in ilk filmi, üstelik şarkıyı da kendisi bestelemiş. Tahmin ediyorum ki kaçırmak istemez, gelirler. Gerçi ayaküstü böyle önemli bir konuyu konuşmak uygun düşmez herhalde. Suareye gelseler de gelmeseler de her gece kahveye uğruyorlar. Orada oturup adamakıllı konuşmakta fayda var. Bir karar verdim vermesine de dilim söylemeye varmıyor. Ondan bu kadar uzadı bu iş. Beyleri bir hafta önce ilk kez gördüğümde yazlık sinemada bilet kesiyordum. Malum küçük yer, herkes birbirini tanır burada, yeni yüzler hemen fark edilir.…
-
DÜĞÜM
Trafik her yönde sıkışık. Yürüsem şimdiye evdeydim. Haftalardır her cuma aynı terane. Eve yaklaştıkça sabırsızlanıyorum. Aklımda hep arabayı uygun bir yere park edip geri kalan yolu yürümek var. Fakat bir yandan arabanın beni saran sıcaklığına, usul usul içime akan müziğe de tav oluyorum. Tam şarkının elinden tutup bir hayâle yürüyecekken köşedeki sokak çiçekçisine takılıp kalıyorum. Söylemiş miydim daha önce, papatyaları seviyorum ben. Belki sevdiğim ilk adam beni bir zamanlar onlara benzettiğinden. Yüzünü saçlarıma gömer “deniz kokuyorsun” da derdi bazen. Daha güzelini söyleyen olmadı zaten. Ne garip, gerçekten sevildiğimize inandığımızda bizi seven insanın gözlerinden görüyoruz kendimizi. Bize yazılmamış rollere giriyor, üstümüze biçilmemiş kaftanlara bürünüveriyoruz. Yeter ki aşkla söylensin inanılası yalanlar. Ben…
-
TAKAS
”Otursana biraz, niye gitmekte acele ediyorsun?” dedi. Acelem yoktu aslında ama “ne yapıyorsun?” sorusuna “aklımı başıma topluyorum” cevabını veremediğim gibi bu soruya da “önümüzdeki birkaç ayı seninle geçireceğim 5 dakikayla takas etmeye gücüm yok” diyemedim. Çünkü biliyordum ki o 5 dakikada bakışları, dudaklarının gülümserken yaptığı kıvrımlar, alnına düşen gür saç tellerinin rüzgarla arsız uçuşmaları, elleri… Ahhhh, en çok elleri, uzun, biçimli parmakları tanklı tüfekli bir ordu gibi önümdeki birkaç ayın savunmasız, silahsız her anını teslim alacak, rutinin dışına çıkabildiği her an boş kalan zihnimi esir edecek, sabah uyandığımda ve mutlaka her gece uyumaya hazırlanırken siperlerime sızacak ve sonunda kalbimi ve hayatımı bir kez daha fethederek mutlak zaferini ilan edecekti. Zaten…




