DENEME

ÇARŞI

Birkaç seferdir annem her aradığında Göztepe sabit pazarda olduğumu ve hemen her gün işten sonra kısacık da olsa buraya uğradığımı fark ettim. Mecbur kalmadıkça başka yerden alışveriş yapmıyor, buraya gelmeyi bir zorunluluk olarak görmüyor, hatta haydi çekinmeden söyleyeyim, bildiğiniz seviyorum. Aklımda bir şey olmasa da pazarın içinde dolaşırken bir şeye heves ediyorum, mesela yufkalar yufkacının elinde ipek kumaşlar gibi dalgalanınca birden çocuklara sigara böreği yapmaya karar veriyorum ya da turşu kavanozlarındaki hint düğünlerini andıran renk cümbüşü erik turşusunu ne kadar sevdiğimi aklıma getiriveriyor.

Daha dün roka-tere aldığım yeşillik tezgahının sahibi beyefendi alacak bir şeyim olmadığını bilse de geçerken muhakkak hatırımı soruyor, ayaküstü laflıyoruz, memleketten yana ortak dertlerden konuşuyor, halimizin nereye varacağını bilemesek de mutlaka gülümseyerek vedalaşıyoruz.

Balık mevsiminde balıkçının tezgahı bayram yeri gibi, durup seyretsem yeri…Vitrindeki mezelere pek bakmadan geçmeye çalışıyorum ama balıkçıyla göz göze geldiğim an yakalanıyorum. “Hocam Girit ezmesi çok güzel, sen seversin” diyor gülümseyerek.

Her seferinde merak ediyorum, bütün sabit pazar esnafı benim doktor olduğumu biliyor da o yüzden mi bana “hocam” diyor (yok daha neler), yoksa herkese mi böyle hitap ediyorlar diye:)

Bu sabit pazar insana olmadık işler yaptırıyor, kasaba kanıp ilikli kemik suyu mu kaynatmadım, aktara aldanıp bilmediğim otlarla kış çayı mı yapmadım, balıkçının zoruyla durduk yere rakı mı içmedim…:)

Bir yerde uzun yaşamayı, o semtin insanlarını, kuru temizlemecisini, kuaförünü, bakkalını, pazarcısını tanımayı, tanınmayı, o insanların samimiyetini, doğallığını, gerçekliğini seviyorum. İnsanlara dokunmayı, yaşadığım yerlerde hatıralar yaratmayı, bir yere ya da birine bağlı olmayı seviyorum.

Aidiyet seviyorum.

Hayat ne garip…Bazen kendinizle ilgili en iyi bildiğiniz yerden soruyor, sınıyor ve gerekirse öğretiyor.