DENEME
-
Hekim ve Reklam
Bir süre önce doktor kimliğimle kullandığım instagram hesabımı kapattım. Hesabı açarken temel bir amacım vardı. Bu da meme sağlığı ile ilgili konularda bilgilendirme yapabilmek ve daha çok kadının meme tarama programlarına katılmasını sağlayabilmekti. Bu anlamda ne kadar çok kadına ulaşabilir ve bilgilendirebilirsek meme kanserinde erken tanı şansını o kadar arttırabilir ve daha fazla sayıda kadının hayatını kurtarabiliriz diye düşünüyordum. Bu instagram hesabını açtığım dönemde, çalışmakta olduğum kurumun da desteği ile aynı amaçla çok sayıda televizyon programına da katıldım. Bu programlardan faydalı bulduğum kesitleri de aynı hesapta, yine aynı amaçla paylaştım. Bu işi çok başarı ile yürüten meslektaşlarım var ve lütfen bana alınmasınlar ama ben birkaç sebepten ötürü bunu başaramadım. İçerik…
-
Son Yaz
Yazın son günleriydi…Uzun yıllardır ilk kez yaz bitiyor diye üzülmüyor, kapıda bekleyen sonbahar için neredeyse hevesleniyor, içten içe evimizde geçirdiğimiz karlı kış günlerini özlüyordum. Bu kış üşümeyecektim, biliyordum. Geçmiş zamana ait tereddütlerin bıraktığı is lekelerini bile yıkayıp temizlemişti deniz. Uzun zamandır ilk defa tereddütsüz bir aidiyet, sorgusuz sualsiz bir güven hissediyordum. Aradığını bulmuş, sevildiğini bilmiş kadınların güzelliği vardı üstümde. Çektiğin bütün fotoğraflarda güzel çıkıyor, rakıyı başka bir keyifle içiyordum. Denizin deniz, yazın yaz, bizim biz olduğumuz günlerden biriydi. Her şey tamdı, tamamdı. “Yazın bittiğine üzülmüyor musun?” diye sordun bana. “Hayır” dedim, “hayatımızı tüm mevsimleriye seviyorum.” Şimdi bir aldanış olduğunu bildiğim o günlerin ve benzeri bir daha yaşanmayacak o yazın ardından…
-
Zeytin Ağacı
Poseidon ve Athena Kekrops’un kurduğu kente kendi isimlerinin verilmesi için yarışır. Zeus kim yeryüzüne daha kıymetli bir hediye verirse kente onun isminin verileceğini söyler. Athena şehre bir zeytin ağacı armağan eder ve şehre sahip olur. Mitolojiye göre bir yarı tanrının insanlığa armağanı olan ve Zeus’un koruması altında bulunan zeytin ağacı semavi dinlere göre de kutsal kabul edilir. Kur’an-ı Kerim’de ‘kutlu-mübarek’ sıfatları ile anılan ve cennetten getirildiği söylenen zeytin ağacına Tevrat’ta hak ve doğruluk kavramlarından bahsedilirken atıfta bulunulur. İncil’de ise Hz İsa’nın göğe yükseldiği Zeytin Dağı’ndaki zeytin ağaçlarının o zamandan kaldığına ve Hz İsa’nın çarmıha gerilişine tanıklık eden ağaçlar olduğuna inanılır. Barışın, kutsallığın, sağlığın, zaferin, bolluk ve bereketin sembolü olan zeytin…
-
DUYAR
Yine yazarsam haddimi aşmış olurum endişesi ile tereddütlü bir zaman geçirip sonunda kendimi tutamadığım günlerden birini yaşıyorum. Malumunuz üzere sosyolog değilim. Fakat toplum olarak hepimizin yüreğini dağlayan böyle büyük afetlerde ve toplumsal infial yaratan olaylarda çok yaygın olarak gözlemlediğim ve beni çok rahatsız eden iki tepki var. Birincisi her şeyi ve herkesi yargılayan (eleştiren değil), yargıladıkça kendini ‘iyi’ hissedenler…Halen yaşamakta olduğumuz yangın faciası ile ilgili çok paylaşılan bir fotoğraf üzerinden örnek vermek istiyorum. Muhtemelen Marmaris’te, maalesef yanmakta olan ormanın görüntüye girdiği bir fotoğrafta restoranda yemek yiyen insanlar var. Ne vicdansızlıkları kaldı ne insanlıktan nasibini almamışlıkları…Sosyal medyada fotoğrafı gördüğüm her platformda sordum, bu insanlardan ne bekliyorsunuz? Henüz sağlıklı bir yanıt alamadım.…
-
DUA
Özlediğin birine kavuşmak için günleri saymak duadır Bir yolu gözlemek Bir yolcunun ardından su dökmek Sevdiğin, göremediğin, belki bir daha hiç göremeyeceğin birinin doğum gününde onun için bir dilek tutmak, her şeyin onun için hep güzel olmasını ummak Bir güzelliği kaçırma endişesi ile yaz sabahları erken uyanmak duadır Kaktüsün kısacık ömürlü çiçeğiyle günaydınlaşmak Dalından salatalık koparmak Sıcaktan mayışmış sokak kedilerine su vermek Ya da martılar için pencere önüne ekmek kırıntıları bırakmak Asmanın altında bir hamakta uzanıp yapraklarının arasından yıldızlı gökyüzünü telaşsız izlemek de duadır Zakkumlar ve zeytin ağaçlarıyla çevrili daracık bir taş yoldan denize varmak, çamların altından turkuaz rengine bakmak ve kendini ona bırakmak da Duadır şarkı söylemek Şiir yazmaya…
-
ÖFKE
Ben bu yolu epey uzundur yürüyorum. Kendimle bir meselem var ve o meseleyi çözmeye mesai harcıyorum. Mümkün olan her an ne hissettiğime, hissettiğimin gerçek hissim olup olmadığına, gerçek olmadığına ikna olursam hangi duyguyu kamufle etmek için kendini öne çıkardığına kafa yoruyorum. Gerçek duygumu bulduğumda onu tetikleyen yaşanmışlığa ulaşmaya, geçmişte bir karşılığı olup olmadığına odaklanmaya çalışıyorum. Hayatım boyunca ne yüzeyde uçuşan hisleri yakalamak ne de derinde saklananları keşfetmek zor oldu benim için. Duygular çocukluğumdan beri yoğun bir parfüm kokusu gibi üst, orta ve alt notalarıyla beraber dalga dalga geldiler. Fakat her geleni karşılamayı, hepsine kucak açmayı bilmiyordum maalesef. Bazıları ile ne yapacağımı bilemeyip görmezden geldim, bazılarını kendime yakıştıramayıp reddettim, susturdum, sindirdim,…
-
Kapalıyız kardeşim!
Sanıyorum tüm sorunların çözümü önce bir sorun olduğunu kabullenmekle başlıyor. O zaman bu kabullenişi yüksek sesle dile getirmekle başlayayım ben de: Ben bir sosyal medya bağımlısıyım! Pandeminin dünya üzerinde muhtemelen pandemi sonrası uzun bir dönemi de etkileyecek, hatta kalıcı değişiklikler oluşturacak olağanüstü etkileri oldu. Fakat yazının konusu bu dönemin benim kişisel dünyamdaki değişimlerle çakışması ve kendi mikro dünyamda oluşturduğu bence ‘beklenmedik’ bir etki; sosyal medya bağımlılığı. Retrospektif bakınca tüm bu sürecin doğal bir sonucu gibi görünse de hayatı boyunca kafasına koyduğunu yapmakla övünmüş, verdiği kararların arkasında durmakla ve iradesi ile gurur duymuş biri için herhangi bir bağımlılık öngörülebilir ve kolay kabullenilebilir bir durum değil. Fakat son aylarda rahatsızlık hissi o…
-
Kalbimden…
Hesapsız davranışlara, “İçimden geldi”lere, “Sesini duymak istedim”lere, Aklımızdan geçtikleri her sefer kalbimizin yerini hatırlatanlara, Aklımızdan geçtikleri her sefer burnumuzun direğini sızlatanlara, Kaçmadan kovalayanlara, Kaçmayacak cesareti olanlara, Eline bir buket mevsim çiçeği alıp kapının önünde bekleyen kadınlara, İsimlerin sonuna eklenen iyelik eklerine, “benim” olanlara, ait olduklarıma, Gecenin bir yarısı ya da sabahın köründe, çok önemli bir işin tam ortasında, çok meşgulken veya çok yorgunken, her koşulda ve her daim varlığınızla mutluluk getirdiğinizi hissettirenlere, “Biricik” hissettirenlere, Zaman koyu kıvamlı bir sıvı olup akmakta zorlandığında zamanı seyreltenlere, Hayat bir dala takılmış ipek şal gibi bir acıya sabitlendiğinde, dala da ipek şal kadar hürmet edenlere, “geçecek” diyenlere, geçeceğine inandıranlara, Hatalar 17 yaşa öyķündüğünde 18…
-
Büyülü Bahçe
Çok beklediğim, çok sevdiğim bir bebeğin ilklerini kaçıracakmışım gibi bir hüzünle vedalaştım hepsiyle… Laleler, arap sümbülleri, manolyalar, şeftali ağaçlarının tomurcuklu dalları, tutkulu bir sevgilinin kızıl öpücükleri gibi aralarına aldıkları kırmızı lalelerle caka satan papatyalar, süs erikleri… Yenidoğanın cennet kokusunu içime çekip ilk gülüşünden, ilk hecesinden, ilk adımından mahrum bırakılmış gibi boynum bükük vedalaştım. Sesleri, kokuları, ışığı, ışığın renklerle oynayışını, bir rengin asla tek bir renkten ibaret olmadığı anları, doğanın ton sür ton yeşil giysisini, rengarenk minik mücevherlerle süslenişini, küçücük göletin üzerindeki minyatür iskeleyi, gölette yıkanan martıların mutluluğunu, çocuğun doğayla buluşmasındaki neşeyi, bu büyülü anlarla bezeli bahçeyi hep hatırlamak üzere sakladım. İlk hecesini kaçırsak da ilk kelimesinde yanında olmanın, ilk adımını kaçırsak da…
-
İçeride kaç kişisiniz?
Bundan bir süre önce bana kırıldığı için beni “yok sayarak” cezalandıran bir arkadaşımla yollarımız tamamen ayrıldı. Yok sayılmayı kabullenemedim ve cezadan dönmek istemedim. Bir kere yokluğumu tercih edip alışanların sonraki yoklamalarına katılmayı reddettim. Bir insana yapılabilecek en ciddi psikolojik işkencelerden biri yok sayılmak bence. Hislerini, gerçekliğini, gerekçelerini, taleplerini, düşüncelerini, arızalarını, varlığının bütününü görmezden gelmek, işitmemek… Bunu bize bir başkası yaptığında buna dur demenin yolları var. Peki ya bunu biz kendimize, içimizdeki kadınlara yapıyorsak! Ya içimizdeki kadınların bazılarını susturuyor, bazılarını uyutuyor, bazılarını kilit altında tutuyor, bazılarını görmemek için kendi gözlerimizi bağlıyorsak! Bir dakikalığına durup düşünür müsün, içinde görülmeyi, işitilmeyi bekleyen kaç kadın var, içeride kaç kişisiniz? Kaçı arzuları, hayalleri, beklentileri sana…




















