DENEME

YÜZLEŞME

Sevmek, çok sevmek yetmiyor. Hiç bırakmamak üzere tuttuğumuz elleri bırakıyor, beraber yaşlanmak üzere çıktığımız yollardan, verdiğimiz sözlerden dönüyoruz.

Bazen hayat yoruyor…Bizi, ilişkilerimizi. Aramızdaki bağları zayıflatıyor, koparıyor ve sevgi de tükeniyor. Kimi zaman da sevgi her şeye rağmen olanca güzelliğiyle direniyor. Peki yetiyor mu? Zamanla arkadaşlıktan, dostluktan, sevgili ya da eş olmaktan anladıklarımız ve beklentilerimiz değişiyorsa…Ortak hayaller kuramıyor, birbirimizin hayallerini paylaşamıyor, birbirimize cesaret vermiyor, veremiyorsak…Birimiz diğerinin kırgınlıklarını ya da ışıldayan taraflarını görmezden geliyorsa… ”Mış gibi” yapıyorsak…Ya zaman içinde yakınlaşacağımıza yabancılaşıyorsak…Çok seviyor olsak da yetiyor mu mutlu olmaya? Yetmiyor!

Pek çok ilişki ezberden yürüyor. Çoğumuz ilişkilerimizde mutlu olup olmadığımızı bile sorgulamaya korkuyoruz. En zoru insanın kendisiyle yüzleşmesi., mutsuz olduğunu ve mutsuzluğunun sebeplerini kendine itiraf edebilmesi…Kendimizle yüzleşebildiğimiz zaman da başka zorluklar bekliyor kapıda. Mutsuz olmak bir ”suç” ya da ”başarısızlık” gibi! Ezberi bozduğumuzda mutsuzluğumuzun sebeplerini herkese açıklamak ve herkesi haklı gerekçelerimize ikna etmeye çalışmak durumunda kalmaktan korkuyoruz belki de. Bir ilişkiyi ya da evliliği bitirmek, yıllanmış bir dostluktan vazgeçmek, iyi kazandıran bir işi bırakmak için herkesin kabul edeceği gerekçelerimizin olması gerekiyor. Ne zor…”İdare etmek” daha kolay geliyor. Hayal kırıklıklarının, kırgınlıkların üstünü örtmek, mutsuzluğu uzun zaman dilimlerine belki bir ömre yaymak, yazık etmek daha kolay geliyor.

Mutsuzlukla yüzleşme ve bunu ifade etme cesareti gösterdiğimizde ise rotayı karşı taraf çiziyor. Dinleyen, anlayan, hak veren, hatalarını kabullenen, ”ben böyleyim” kolaycılığına kaçmayan, vazgeçmek yerine çaba göstermek isteyen biri zaten kaybetmiyor. Aksi halde iki senaryo var. Birinde nankörlükle suçlanacak ve sonsuza kadar lanetleneceksiniz 🙂 Diğerinde ise mutsuzluk itirafınız aslında karşı taraf için de bir özgürlük penceresi açacak, o da bu yükü taşımaktan sayenizde ve üstelik pes eden taraf olmadığı için mağdur ve bebekler kadar masum 😉 şekilde kurtulacak ve hayatına devam edecek. Her iki halde de vedalaşılacak. Bence bizi tanımlayan en önemli şeylerden biri nasıl vedalaştığımız ve veda ettiklerimizi nasıl andığımız. Ki bu da başka bir yazının konusu olacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir