Uncategorized

  • Uncategorized

    SÖZ

    Okulun bahçesindeki o güzel çiçekler ne çabuk kayboldu dersen, mor salkımların mevsiminin geçtiğini anlatırım sana İlkyazda başımızı döndüren o çok sevdiğimiz kokunun yasemin olduğunu söyler, minik beyaz çiçeklerini gösteririm Her pazar sen uyurken ilk sefer gibi özenerek kahvaltı hazırlarım Her rakı sofrasına sen seviyorsun diye atom ve kuru domates salatası koyarım Dondurucudan buzu eksik etmem Dünyayla ilgilenmediğin zamanlarda önce kendimden, sonra gündemden haber derlemeleri yaparım Unutacağını bilsem de saçma sapan detayları, dedikoduları anlatırım hevesle Unuttun diye küserim sonra Bırak artık şu sigarayı diye tuttururum Salonda uyuyakaldın diye darılırım ara sıra Yan odadayken özlerim “Çok sıkıldın, bu yaz kalbinden ne geçerse onu yap” derim de sitemsiz kıskanırım belki 19 yaşında Kızılay…

  • Uncategorized

    MASUM

    Başka bir cümlenin içinde cümlenin masum bir öğesi olmak üzere yan yana dizilmiş harfler, o cümlenin içinde adeta bir cinayet silahına dönüşmüştü. Daha önce belki binlerce kez duyduğum, büyük ve küçük ünlü uyumlarına uyan, dolayısıyla uyumlu ve uslu olması gereken bu harfler dizisi, ağzından çıktığı anda bir kelimeden ziyade taşınması yasaklanmış bir sustalıya benzemişti.Kötülüğü idrak etmem ve tepki vermem zaman aldığından ancak sızan kanı görünce ne olup bittiğini fark ettim. Taşınması yasak sustalıyla açılması yasak yaralar açmış meçhul olmayan failin vicdanı kendince rahattı. Nefsi müdafaa…Ilık ılık akan kandan gözümü ayırmadan ben de sana hafifletici sebepler bulmaya, kendime seni savunmaya çalıştım. Yapamadım.Seni affetmek istedim. Yapamadım.Oysa sana ne kadar inanmıştım. Bir kelimenin…

  • Uncategorized

    Ben yazdıkça…

    Kendimi bildim bileli insanların yaşadıkları, hissettikleri ve hislerinin ne kadar farkına varabildikleri hep ilgimi çekti. Hissettikleri ile yüzleşebilen, kendi sesini duyabilen, yaşarken neyi neden yaptığını bilen, bu yüzden  sorumluluğu başkasına yüklemeyip kendi omuzlayan, ”farkında olarak” yaşayan insanlara hep saygı duydum. Hislerini güzel ifade edenlere de hayranlık… Şimdi yazarken fark ediyorum ki hayattaki en büyük derdim kendimi doğru ve güzel ifade etmek, anlaşılmak ve anlaşıldığımı bilmek. Onaylanmak veya kabul görmek değil, sadece anlaşılmak. Anladıktan sonra aynı fikirde olmayabilir, aynı duyguyu paylaşmayabilir, beğenmeyebilirsiniz ama anlamak mecburi. En azından anlaşıldığımdan emin olana kadar kendimi anlatmak konusunda ısrarcıyım. Yazmak da benim için anlatmanın en keyifli yolu. Önce ve en çok kendime anlatmak için yazıyorum.…

  • Uncategorized

    DEPREM

    Yaramazlık yapmayı bilmezdim çocukken. Bir tek dedemin yanında ķüçük yaramazlıklar yapar, ne yaparsam yapayım bana olan sevgisinin değişmeyeceğini bilirdim. Bazen ilk adımı o atar, olmadık bir şey yapar, söylenmeyecek bir şey söyler, beni güldürür, cesaretlendirirdi. Kendimi onun yanında her şeyi doğru yapmaya mecbur olmayacak kadar özgür hissederdim. İstemeyi bilmeyen, herkese yük olmaktan çekinen bir çocuk olmama rağmen, kendimce en olmadık isteklerimi ona söylemekten çekinmezdim. Zaten çoğunlukla istemeden hisseder, söylemeden yapardı. Çocukken kim size yaramazlık yapma özgürlüğü tanıyorsa büyüyünce en çok onu hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyor insan galiba. Hata olduğunu bildiğiniz bir şeyi yapmak üzereyken o korku durduruyor sizi. Dedemi uğurlamamızın üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçti. Tekrar  buluştuğumuzda yüzümü avuçlarının…

  • Uncategorized

    ÇUKUR

    Kendi kendini tuzaklamaya hazır boşluklar var içimizde, ruhumuzda. Herkesin ”boşluğu”nun adı farklı. Hırs, kıskançlık, ilgi açlığı, yalnızlık, korku…İşte o boşluklar yüzünden her şey süt limanken ”asla” dediklerimizi, başkası yaşarken hunharca eleştirdiklerimizi yaşarken buluveriyoruz kendimizi. Bazen biri, bir davranış, bazen bir durum o varlığından bile habersiz olduğumuz boşluğu kendini yutmaya çalışan bir girdaba dönüştürüyor. Boşluk ne kadar derinse tetikleyiciden bağımsız olarak girdap da o kadar vahşi oluyor. İçimizdeki bir boşluğu doldurmaya çalışırken çıkılması imkansız bir çukura düşüyoruz. O boşlukların farkında olmayanlar, kendileriyle birlikte en değerlilerini çukura çekenler, her zaman her durum için suçlayacak bir başkasını bulanlar için yapacak çok şey yok. Başkalarını kendi girdabına sürüklemekten çekinen, vicdanını unutmamış olan, üzülmeyi ve…

  • Uncategorized

    PAKET

    Paketliyorum. Telaşsız uyandığım aydınlık sabahlarda gözümü dolduran ilk güneş ışığını Kahvaltıdan önce içtiğim çayın kızıl kahve rengini Yanında lokum olan orta şekerli kahvelerin ilk yudumunu Deniz kokusunu Yağmurla ıslanmış toprak kokusunu Yeni doğmuş bebeklerin meleklere gülüşünü Taze annelerin bebeklerine bakışını Çiçeklerin yaşamaya yüz tutmuş tomurcuklarını Deniz kokusunu Sıcak simit kokusunu Dedemin hikayelerini ‘Şerefe’ kalkan kadehlerin kavuşma seslerini İstanbul’un sessizliğini Okumaya doyamadığım şairlerin duygusunu Okunmamış kitap kokusunu Evet, deniz kokusunu 🙂 ”Yazdığınız her şeyde kendimi buluyorum” yorumlarını Kucağımda kitapla daldığım öğle uykularını Çocukluğumun salıncaklarını Günbatımlarını Paketliyor ve saklıyorum. Biraz ışığa, biraz umuda ihtiyacım olduğunda, endişe anlarında, yorulduğumda ya da kendimi yalnız hissettiğimde paketlerden birini ya da birkaçını nazikçe açıyor ve o…

  • Uncategorized

    BAYRAM

    İçimizde biriktirdiğimiz söylenmemiş sözcükleri dile getirebildiğimizYerinde ve zamanında gösterilmemiş, zehrini akıtmaya devam eden öfkemizi dışa vurabildiğimizKendi gerçeğimizle yüzleşmekten kaçınmadığımızTek taraflı çaba ile yürüyen her türlü ilişkideki “mecburculuk” görevinden istifa ettiğimiz“Yetinmek” ve “idare etmek” zorunda olmadığımızı fark ettiğimizKendimize reva gördüklerimiz ile hak ettiklerimizin örtüştüğü gün BAYRAM… Ezgi BALABAN

  • Uncategorized

    Anneanneme…

    Bugünlerde seni çok özlüyorum. Senin de içinin özlemlerle dolu olduğunu biliyorum. Biliyorum ki evini, düzenini, çiçeklerini, beni, çocukları özledin. Dedemi…O evi ben de çok seviyorum biliyor musun? Balkona uzanan aslanağızlarından yaptığım düdükler, ön bahçedeki dut ağacı, arka bahçedeki erik, nar, incir ağaçları, kucak kucak açan ortancalar, içinden ballarını çaldığım hanımeli çocukluk arkadaşlarım benim. Annemle babamı özlediğim zamanlar dertleştiğim çiçeklerin…Terasta çay kaşıkları bardaklara tatlı tatlı vurur, uzaktaki düğün salonundan müzik sesleri gelir, siz durmaksızın konuşurken birinizin dizinde uyuyakaldığım yaz geceleri…Aynı terasta çok tuzlu tarhana çorbasına yoğurt katıp yerkenki mutluluğumuz…”Gogo”yu her anlatışımda ilk kez duyuyormuş gibi gülmeniz, ezberlediğim saçma sapan yüzlerce bilmeceyi her defasında aynı şevkle bilemeyişiniz 🙂 Çarsamba günleri evdeki tatlı…

  • Uncategorized

    Bahar’ım…

    Bir masada karşılıklı oturuyoruz. O çalışıyor. Bana ne yapacağımı sordu, ben de bir şeyler okurum dedim. ‘Seninle ilgili yazarım belki’ desem koşarak içeri kaçardı muhakkak. Bütün baharlardan taze yüzüne ve yeşil sızan gözlerine kısacık, kaçamak bakabiliyorum. Bazen gözümü ondan alabilmek için çok çaba harcamam gerekiyor ya da kimi zaman ona bakarken gözlerimin dolduğunu saklamak için. Biliyorum ki benim duygusallığım anlamsız hatta komik geliyor ona şimdilerde 🙂 Uzun uzun bakmıyorum işte tam da bu yüzden, neler söylemek istiyorum da içimde tutuyorum çoğu zaman. Bu akşam karşılıklı otururken dinlediğimiz müziği onun seçmesini istedim. Dün onun tavsiye ettiği bir diziyi izledim. Onun dünyasına girebilmek için aralanmış kapılar bulmaya çalışıyorum. Benim canımdan olanın benden…

  • Uncategorized

    HAYDİ

    Haydi gel. Gidelim... Boğaz bizi bekliyordur şimdi Masamızı ayırttım çoktan, deniz kenarından Günün en güzel saatlerini kaçırmadan gidelim Gün batmadan birer duble içelim Ben yüzümü Arnavutköy'e dönerim Sen güzelim köprüyü izlersin Bilirsin ben balıkçı teknelerini köprüden çok severim. Karşı kıyıyla aramızda balıkçı teknelerinin kayıtsız mütevaziliği Başıboş süzülen martıların çığlıkları Ve deniz... Deniz mavi, deniz gri ve lacivert deniz Gökyüzü tenha, gökyüzü açık Bulutları kadehlere sığdırmışız Masada kavun, peynir Gerisi bence önemsiz İkinci dubleyle üçüncünün arasına İnce belli bardakta çay sıkıştırmışız. Elim usulca eline uzanmış Koskoca bir mevsim bu hayalle avunmuşuz Geceye lacivert inmeden gidelim haydi Zamandan azade bir geceye gidelim Çocuk olalım Aşık olalım İstanbul gibi sonsuz olalım. Ezgi Balaban