ÖFKE
Ben bu yolu epey uzundur yürüyorum. Kendimle bir meselem var ve o meseleyi çözmeye mesai harcıyorum. Mümkün olan her an ne hissettiğime, hissettiğimin gerçek hissim olup olmadığına, gerçek olmadığına ikna olursam hangi duyguyu kamufle etmek için kendini öne çıkardığına kafa yoruyorum. Gerçek duygumu bulduğumda onu tetikleyen yaşanmışlığa ulaşmaya, geçmişte bir karşılığı olup olmadığına odaklanmaya çalışıyorum.
Hayatım boyunca ne yüzeyde uçuşan hisleri yakalamak ne de derinde saklananları keşfetmek zor oldu benim için. Duygular çocukluğumdan beri yoğun bir parfüm kokusu gibi üst, orta ve alt notalarıyla beraber dalga dalga geldiler. Fakat her geleni karşılamayı, hepsine kucak açmayı bilmiyordum maalesef. Bazıları ile ne yapacağımı bilemeyip görmezden geldim, bazılarını kendime yakıştıramayıp reddettim, susturdum, sindirdim, sakladım. Ta ki susturduklarım boynumda bir yangı ile ses vermeye, sakladıklarım göğsümde kızıl hareler halinde tezahür etmeye başlayana dek… O noktada kendime yolculuğum başladı. Artık susturamadıklarım ve içimde tutamadıklarımla tek tek tanışmaya başladım. Tanıştıkça sadece insan olduğumu, ne kadar kusurlu olduğumu ve kusurlu iken de çok sevilebilir olduğumu öğrendim.
Tüm bu süreçte tanışmakta, tanımakta, kabullenmek ve ortaya koymakta en zorlandığım, bana en yabancı duygu ”öfke” oldu. Öfkelenmemi gerektirecek her durumda karşı taraf için mazeretler bularak, yanlış anlayan benim mutlaka diye kendimi kandırarak, kabahatli olan ben olmasam da bu suça zemin hazırlayan ya da çanak tutanın ben olabileceğimi düşünerek, kendimi suçlayarak ve çatışmadan korkarak sınır çizmeyi, sağlıklı tepki vermeyi ve öfkelenmeyi uzun süre başaramadım. Bir gün çok değer verdiğim biri ” Ezgi, öfkelisin, öfkeni fark et ve kullan onu, ona ihtiyacın var” dedi. O kadar haklıydı ki…Bazen almaktan çekindiğimiz kararlar için, bitirebilmek ve yeniden başlayabilmek için, ”dur” diyebilmek için, kendimizi korumak ve kim olduğumuzu tanımlayabilmek için öfkeyi yaşamak gerekiyor. Gerekli olanı bastırırsak tahammül etmeye devam ediyoruz. Her ne kadar bize tahammül etmenin, alttan almanın, sorun çıkarmamanın makbul olduğu öğretilmiş olsa da o çok bilinen sözü çok haklı buluyorum; ”Neye tahammül ettiğinize dikkat edin, insanlara size nasıl davranacaklarını öğretiyorsunuz.” Saygısızlık, hadsizlik ve haksızlığa tahammül etmek zoruna değilim, öfke diğer tüm duygularım gibi bana ait ve doğal. Öfkemi sağlıklı bir şeklide ifade edebilirim, öfkemi zor kararlar ve bitişler için kullanabilir, kendimi koruyabilir, kendi arkamda durabilirim. Ben bunları yapabilir ve kendimi kontrollü şekide ifade edebilirim. Sen de lütfen iyi niyetimi saflık, tahammülümü zayıflık sanma.


