KALABALIK
‘İnceliği, nezaketin görkemini üzerinde taşıyan insanlar var, size sadece var olmanızla bile sıra dışı bir şey yapıyor olduğunuz hissi verirler. Adeta içinizdeki güzelliği çekip çıkarır ve yüzünüze tutarlar. Onlar bu çağın soyluları, çiçek dirilticileridir.’ diyor Kemal Sayar. Benim ‘çiçek diriltici’lerimden biri Deniz.
Bir zaman önce ikimizin arasında geçen bir olaydan konuşurken bana kırılıp kırılmadığını sordum (Son zamanlarda bu yakınımdakilere sıklıkla sorduğum bir soru haline gelmeye başladı. Sebepleri, sonuçları ve çözümleri üzerinde düşünüyorum). Önce ”Ben senin kalbini gördüm, sana nasıl kırılabilirim?” dedi ve sordu ”Sadece merak ediyorum, nasıl bu kadar hassas ve aynı zamanda bu kadar gamsız olabiliyorsun?”
Hem hassas hem gamsız…
Hem zarif hem hoyrat…
Hem romantik hem gerçekçi…
Hem sağ duyulu hem dürtüsel…
Hem mahcup hem arsız… (bu biraz haksızlık mı oldu?)
Hem tedirgin hem pervasız…
Hem meraklı hem kayıtsız…
Hem tez canlı hem sabırlı…
Hem çekingen hem sokulgan…
Epey önce ”İçerde kaç kişisiniz?” diye soran bir yazı yazmıştım. Deniz’le konuştuğumuz günden bugüne kendime aynı soruyu sorup duruyorum, ”İçerde kaç kadın var?”
Gabor Mate ruhsal iyileşmeyi, reddettiğimiz, kaçmaya çalıştığımız yönlerimizi tanımak ve bütün hale gelmek olarak tanımlıyor. İçerde kaç kadın olduğu sorusunun cevabı bir muamma olsa da, hepsini savunamasam da onları tanıyorum, varlıklarını kabulleniyorum, o halde iyileşiyorum.
Üstelik Mevlana da ”Üzülme” diyor, ”Bir yandan korkun bir yandan umudun varsa iki kanatlı olursun; zaten tek kanatla uçulmaz.”
Belki bu dualiteler de benim kanatlarımdır; belki beni uçuran, beni yaşatan onlardır…
Sahi siz hiç saydınız mı kuzum, siz de benim gibi kalabalık mısınız?


