DUYAR
Yine yazarsam haddimi aşmış olurum endişesi ile tereddütlü bir zaman geçirip sonunda kendimi tutamadığım günlerden birini yaşıyorum. Malumunuz üzere sosyolog değilim. Fakat toplum olarak hepimizin yüreğini dağlayan böyle büyük afetlerde ve toplumsal infial yaratan olaylarda çok yaygın olarak gözlemlediğim ve beni çok rahatsız eden iki tepki var.
Birincisi her şeyi ve herkesi yargılayan (eleştiren değil), yargıladıkça kendini ‘iyi’ hissedenler…Halen yaşamakta olduğumuz yangın faciası ile ilgili çok paylaşılan bir fotoğraf üzerinden örnek vermek istiyorum. Muhtemelen Marmaris’te, maalesef yanmakta olan ormanın görüntüye girdiği bir fotoğrafta restoranda yemek yiyen insanlar var. Ne vicdansızlıkları kaldı ne insanlıktan nasibini almamışlıkları…Sosyal medyada fotoğrafı gördüğüm her platformda sordum, bu insanlardan ne bekliyorsunuz? Henüz sağlıklı bir yanıt alamadım. Bu dönemde ben de, siz de o bölgede tatil yapıyor olabilirdik. Yetkililerin afet bölgesine bireysel olarak gelip trafiği arttırmayın, kendinizi tehlikeye atmayın dediği bir durumda afet bölgesine gidemeyen bu insanlar konakladıkları otelin restoranında değil de odalarında yemek yeseler veya tatillerini yarıda kesip evlerine dönseler bunun kime, nasıl bir faydası olur? Ya da bu insanlardan birinin bir afetzedeye evini açıp açmadığını biliyor musunuz? İçlerinin sizden daha az yandığına dair elinizde bir kanıt mı var? Peki herkesin duyarlılığını hassas teraziyle ölçen sayın yargı mensupları, 3 gündür siz hiç mi gülümsemediniz, yemek yemediniz, keyif alacağınız herhangi ortamda bulunmadınız? İnsaf…Benden duymuş olun, başkalarını acımasızca yargılamak sizi daha duyarlı bir insan yapmıyor. Sadece oturduğunuz yerden ahkam kesmiş ve kısa süreliğine kendinizi vicdanlı bir insan olduğunuza iknaya çalışmış oluyorsunuz, o kadar!
Çok benzer tepkilerle böyle kederli zamanlarda keyifli anlarını sosyal medyada paylaşanlar da sık karşılaşıyorlar. Evet, ben de hepimizin acısı olan böyle günlerde yas tutanlara, ‘ateşin düştüğü yerlere’ saygı duymak gerektiğini, bazı paylaşımların ertelenebileceğini düşünüyorum. Bir yandan da tanıdığım ve sevdiğim biri paylaşmaya değer bir mutluluk bulduysa ona verdiğim değerden eksiltmiyorum da mutluluğunu paylaşmaya çalışıyorum.
İkincisi ise evet biz çok merhametli bir toplumuz. Fakat merhametimiz kısır…Samimiyetle üzülüyor olduğumuza samimiyetle inanıyorum. Fakat sadece üzülmek ve gözyaşı dökmek de yetmiyor. Ne zaman üzüntümüz, merhametimiz bizi harekete geçirir, üzüntü kaynağı ile ilgili faydalı bir sonuç doğurur, o zaman daha iyi insanlar olma yönünde adım atmış oluruz. Bu konuda kendimi de çok eksik hissettiğimi belirtmek isterim. Ben de vicdanım beni yokladıkça küçük bağışlar yaparak kendisini sessize almaya ve hayat koşuşturmacasını bahane edip daha fazla ne yapabilirim diye düşünmekten kaçmaya çok alışkınım. Fakat artık buna bir son vermeye karar verdim ve sürdürebileceğimi umduğum adımlar attım.
Yazı içinde kendimle çelişip yargılayanları yargıladığım yerler olduğunun farkındayım. Fakat bitirirken uzlaşmacı olmak isterim. Türkiye’de çok sayıda güvenilir ve etkin sivil toplum kuruluşu var. Bu kuruluşlara üye olabilir, gönüllülük esasına dayalı çalışanların gönüllüsü olabiliriz. Hiç öngörüsü olmayan, hiçbir şeyin sorumluluğunu almayan, sonuçlarıyla yüzleşmeyen, umursamayan, utanmayı bilmeyen bir hükümet ve paçalarından basiretsizlik akan bir muhalefetle sonumuz ne olacak diye ahlanıp vahlanmayı bırakarak elimizi taşın altına koyalım, ne dersiniz? Hepimiz üzgünüz, öfkeliyiz, sıklıkla kendimizi çaresiz hissediyoruz (gerçekten öyle miyiz?). İnanıyorum ki bütün bu olumsuz duyguları umuda, çabaya ve faydaya dönüştürebiliriz. Hala neyi bekliyoruz?


