-
ÇARŞI
Birkaç seferdir annem her aradığında Göztepe sabit pazarda olduğumu ve hemen her gün işten sonra kısacık da olsa buraya uğradığımı fark ettim. Mecbur kalmadıkça başka yerden alışveriş yapmıyor, buraya gelmeyi bir zorunluluk olarak görmüyor, hatta haydi çekinmeden söyleyeyim, bildiğiniz seviyorum. Aklımda bir şey olmasa da pazarın içinde dolaşırken bir şeye heves ediyorum, mesela yufkalar yufkacının elinde ipek kumaşlar gibi dalgalanınca birden çocuklara sigara böreği yapmaya karar veriyorum ya da turşu kavanozlarındaki hint düğünlerini andıran renk cümbüşü erik turşusunu ne kadar sevdiğimi aklıma getiriveriyor. Daha dün roka-tere aldığım yeşillik tezgahının sahibi beyefendi alacak bir şeyim olmadığını bilse de geçerken muhakkak hatırımı soruyor, ayaküstü laflıyoruz, memleketten yana ortak dertlerden konuşuyor, halimizin nereye…
-
BAHÇE
Çok küçüğüm. Bütün dünyam bu ev, bu bahçe. Dedem kuzuları besliyor, ben seviyorum. İçimde bir buruk hüzün; Kurban bayramı yaklaşıyor. ''Dedesinin kuzusu''yum ben de. Bütün kuzular hep sevdiklerinin yanında kalsalar keşke… Biraz daha büyümüşüm. Elimde bahçe hortumu, suyla oynuyorum. Ayaklarım çıplak. Biraz domateslere su tutuyorum, biraz ayaklarıma. Dedem nane toplarken türkü mırıldanıyor. Ayaklarımda suyun serinliği, burnumda taze nane kokusu, kulağımda dedemin sesi… Mutluyum. Bir sonbahar günü… Domates, biber yok bahçede, ya ekilmemiş o yaz ya da vakti geçmiş. Fakat güller var, pembe, kırmızı. Minik mor çiçekli bodur bitkiler var ve zambaklar. İncir topluyor dedem. Gözlerim ayaklarımın dibinde dolaşan, bazılarının yükü kendinden ağır karıncalarda, oturuyorum. ''Gel çakırım'' diye sesleniyor, ''Sana incir…
-
Yaza Veda
Bu yaz, en azından bir kere Kumsalda bir salıncakta sallandıysan Sabahın çok erken saatlerinde deniz kenarında yürürken bir balıkçıya ''Günaydın'' dediysen Bir kitabı kumsalda bitirdiysen Gün batımını denizin içinden Galata'yı gece uzaktan izlediysen Günün her anı Ege'ye, Feriye'de nefis bir akşam İstanbul'a yine hayran olduysan Yasemin kokusunu içine çekerken gözünü kapattıysan Hevesle beklendiğin bir yere gittiysen Ya da özlediğin birini gördüysen Olmuştur o yaz... NOT: Oldu bu yaz, en azından biz olanlara odaklandık, olmayanlara gülüp yola devam etmeyi başardık. Daha güzel yazlara, nicelerine...
-
Yaz’ımı çalmasın kimse
Küsme yaz'a Bir yerde durgun, gri bir deniz var Ortasında kuru dallara asılmış renkli ışıklar Kıyısında mutlu insanlar Belki oraya bir davet var diye açıldı yanlış adrese postalanmış tüm mektuplar Yaz'ımı çalmasın kimse Çok sevdiğim yazın bir gecesinde Doğum günüm yaklaşırken Usulca indiriyorum bu mevsimin perdelerini Hiçbir yeri özlemiyorum Beklediğim kimse yok Yaz benden vazgeçti
-
Özünde İyi!
'Özünde iyi' olmak diye bir şey yok. Kimse sizin özünüzdeki iyiliği arama kurtarma çalışmalarına katılmak, bu sırada göçük altında kalmak veya en iyi ihtimalle kire pasa bulanmak zorunda değil. Birileri sizden bahsederken 'özünde iyi' bir insan falan diyorsa bilin ki düpedüz kötüsünüz. Bir de kötülüğüne kılıf uydurup kendi vicdanlarını susturanlar var ki evlerden ırak. ''Sarhoştum, ne yaptığımı bilmiyordum'' ya da ''çok sevdiğimden yaptım''cılar mesela... Özünüzde olduğunu sandığınız ve çok yanıldığınız iyiliği ve manâsız bahanelerinizi de alıp sessizce uzaklaşın (sessizce uzaklaşın yerine siz içinizden geleni yerleştirin, yazınca şık durmuyor).
-
İHANET
"Hayır" dedi. Yabancı bir dilde yeni bir kelime öğreniyor gibi, her bir harfin üzerine basarak, temkinli bir şekilde, acele etmeden "Hayır." Sonra farklı bir tonda, kendinden emin bir tavırla, daha önce de pek çok kez kararlılıkla söylemiş gibi "Hayır." Yirmi dört saattir içinde hapsettiği tüm öfkeyle ve yüksek sesle "Hayır." "Hayır!" "Hayır!" "Hayır!" Son bir hafta boyunca içinde biriktirdiği, ertelediği, aklının köşesindeyken görmezden geldiği ya da dilinin ucundan döndürdüğü, söylemeye borçlandığı ne kadar "hayır" varsa gözünden akan yaşlarla birlikte gürül gürül içinden taşıyor, göz yaşları duştan akan suya, birikmiş "hayır"ları tazyikli akan suyun banyonun fayanslarında yankılanan sesine karışıp kayboluyordu. ... Not: Tamamı Tetkik Dergi Temmuz 2022 sayısında. https://tetkikdergi.com/wp-content/uploads/2022/09/TetkikDergiTemmuz2022.pdf
-
YAZ, YİNE…
Asmanın gölgesinde salıncağıDalında koruklarıSayfaları denizin tuzlu ıslağıyla tanışmış kitaplarıİstanbul'un bulutundan nem kapan havasınıTaze, ferah bir nefesle öperek uyandıran sabahlarıKızarmakta olan narların "çabuk dön" fısıltılarınıBahçede içilen buzlu akşam rakılarınıTam ortasında yazıGüneşin altında ballanan çilek reçeliniBu sene 'nedense' olmamış domates fidelerinin mahcubiyetiniMutlu çocuk sesleriniSabah denizinin kıpırtısız sakinliğiniÖğleden sonraların köpüklü dalgalarını Emin ellere bıraktım Bir süreliğine, geri almak üzere...
-
Bir musibet…
Daha önce de yazmıştım, annem beni kucağına ilk kez aldığında “dünyanın bütün sevgileri üzerine olsun” demiş. 43 yaşımı bitirmeye çok yakın olduğum bu zamana dek annemin, anneannemin, teyzemin dualarının, mümkün olduğunca, elimden geldiğince temiz tutmaya çalıştığım kalbimin, beni duyduğuna, benimle bir şekilde konuştuğuna tüm kalbimle inandığım Yaradan’ın beni koruduğuna inandım. Kendimi dünyanın en şanslı insanlarından biri saydım çünkü hayatıma girmiş, kalmış ve hatta çıkmış insanların hepsi nahif ruhlar, güzel kalplerdi. 43 yıl boyunca neredeyse hiç birebir bana yönelmiş bir kötülükle karşı karşıya kalmadım. Ve nihayetinde bunu o kadar kanıksadım, “kutsanmış” olduğuma o kadar inandım ki tüm ihtiyati tedbirleri kaldırdım, gardımı düşürdüm. Her tehlike “zayıf” an kolluyor elbet… Bugün bir yolculuğa…
-
KAPI
Bir gece bir kapı Kaç kere açılmış Son defa kapanmış "Keşke" denmiş "ilk güne" "Başka türlü?" Kapıyı kaparken "keşke" demiş "hiç..." Not: Güzel hatırlayanlara, pişman olmayanlara... Kalbimle.
-
BUNEAMK!!!
Bir gün, bir sebeple kendimi tanımlamaya mecbur tutulsam (ki bunu aslında tercih etmem , çünkü Oscar Wilde’ın da dediği gibi; ‘tanımlamak sınırlamaktır’) hayata bakışımı ‘esnek’ veya ‘akışkan’ olarak nitelendirebilirim. Sezen’in de dediği gibi hepimizin her duruma müsait bir yanı olduğunu hatırımda tutarak kalıplardan, duvarlardan, yargılardan mümkün olduğunca kaçınmaya çalışırım. Fakat son dönemde hayatı yaşanabilir kılan her tür duygunun derinliğini kaybettiğini görmeye bu ‘esnekliğe’ rağmen tahammül edemiyorum. 2 gün önce çocuklar vesilesiyle youtube’da “buneamk” isimli, ismiyle müsemma bir videoya denk geldim. İlk denk gelişimde 10 dakika şaşkınlıktan dehşete sürüklenerek dayanabildim. Fakat içerik(sizlik) ve üslup (?) olarak rahatsız ettiği için bir iki satır yazayım istedim, tamamını izlemeden yazmak haksızlık olur diye düşünüp…























