DENEME

BUNEAMK!!!

Bir gün, bir sebeple kendimi tanımlamaya mecbur tutulsam (ki bunu aslında tercih etmem , çünkü Oscar Wilde’ın da dediği gibi; ‘tanımlamak sınırlamaktır’) hayata bakışımı ‘esnek’ veya ‘akışkan’ olarak nitelendirebilirim. Sezen’in de dediği gibi hepimizin her duruma müsait bir yanı olduğunu hatırımda tutarak kalıplardan, duvarlardan, yargılardan mümkün olduğunca kaçınmaya çalışırım. Fakat son dönemde hayatı yaşanabilir kılan her tür duygunun derinliğini kaybettiğini görmeye bu ‘esnekliğe’ rağmen tahammül edemiyorum.

2 gün önce çocuklar vesilesiyle youtube’da “buneamk” isimli, ismiyle müsemma bir videoya denk geldim. İlk denk gelişimde 10 dakika şaşkınlıktan dehşete sürüklenerek dayanabildim. Fakat içerik(sizlik) ve üslup (?) olarak rahatsız ettiği için bir iki satır yazayım istedim, tamamını izlemeden yazmak haksızlık olur diye düşünüp tüm iyi niyetimle tekrar izlemeye başladım. 42. dakikada nefes darlığı ve aritmi gibi tıbbi zorunluluklar nedeni ile izlemeyi bıraktım.

“Kaç bin dolara ağzınıza s….?” gibi ipe sapa gelmez şeylerin mevzu edildiği, 2 lafı bir araya getiremeyen gencecik insanların bir araya gelmeyen lafların arasına “full pozitif manifesting”, “prime tip” gibi İngilizce tanımlamalar sokuşturduğu, küfürsüz konuşmanın neredeyse ayıp sayıldığı, 2 gün içinde 3.7 milyon izlenmeye ulaşan video ve altındaki “bu video yaralarımızı sardı” gibi yorumlar gerçekten içimi acıttı. İçeriği üretene mi üzüleyim (içerik ve üretim lafın gelişi) izlemeye değer bulana mı bilemedim.

Zekanın en sevdiğim ve benimsediğim tanımlarından biri; değişen koşullara adapte olabilme yeteneğidir. Evet dünya benim yetişmek istemediğim bir hızda değişiyor olabilir fakat ben nezaketin, inceliğin, mana arayışının, derinliğin yok sayıldığı, insanın en üstün iletişim yeteneği olan dilin bu denli yozlaştığı, en yoğun ve derin duygu olan aşkın bile mobil aplikasyonlarda yüzeyselleştiği, çabasızlığın ve kolaycılığın makbul sayıldığı bu değişime adapte olmayı reddediyorum.

İnsanların birbirine el yazısı ile yazılmış mektuplar verdiği, güzel Türkçe konuşmaya gayret ettiği, 5 kelimelik bir cümlenin minimum 2 kelimelik küfür içermediği, yaraların şiirlerle, öykülerle sarılabildiği bir dönemde kalmayı seçiyorum.