-
KOLAY OLMADI
Öyle kolay olmadı Senin kadar çabuk vazgeçemedim Eşiğinden dönülmüş kıyametin yasını tutuyorum Güzel fotoğraflarım olacaktı Benim için yazılmış şiirler Her halimi sevdiğine inanacak Yalanlarına seve seve aldanacaktım Ah edip ah alacaktım Sonu felaket olacaktı muhakkak Ve ben ona da razıydım Kopmamış kıyametin yasını tutuyorum Felaketinden vazgeçmem Öyle kolay olmadı.
-
DUA
Özlediğin birine kavuşmak için günleri saymak duadır Bir yolu gözlemek Bir yolcunun ardından su dökmek Sevdiğin, göremediğin, belki bir daha hiç göremeyeceğin birinin doğum gününde onun için bir dilek tutmak, her şeyin onun için hep güzel olmasını ummak Bir güzelliği kaçırma endişesi ile yaz sabahları erken uyanmak duadır Kaktüsün kısacık ömürlü çiçeğiyle günaydınlaşmak Dalından salatalık koparmak Sıcaktan mayışmış sokak kedilerine su vermek Ya da martılar için pencere önüne ekmek kırıntıları bırakmak Asmanın altında bir hamakta uzanıp yapraklarının arasından yıldızlı gökyüzünü telaşsız izlemek de duadır Zakkumlar ve zeytin ağaçlarıyla çevrili daracık bir taş yoldan denize varmak, çamların altından turkuaz rengine bakmak ve kendini ona bırakmak da Duadır şarkı söylemek Şiir yazmaya…
-
SÖZ
Okulun bahçesindeki o güzel çiçekler ne çabuk kayboldu dersen, mor salkımların mevsiminin geçtiğini anlatırım sana İlkyazda başımızı döndüren o çok sevdiğimiz kokunun yasemin olduğunu söyler, minik beyaz çiçeklerini gösteririm Her pazar sen uyurken ilk sefer gibi özenerek kahvaltı hazırlarım Her rakı sofrasına sen seviyorsun diye atom ve kuru domates salatası koyarım Dondurucudan buzu eksik etmem Dünyayla ilgilenmediğin zamanlarda önce kendimden, sonra gündemden haber derlemeleri yaparım Unutacağını bilsem de saçma sapan detayları, dedikoduları anlatırım hevesle Unuttun diye küserim sonra Bırak artık şu sigarayı diye tuttururum Salonda uyuyakaldın diye darılırım ara sıra Yan odadayken özlerim “Çok sıkıldın, bu yaz kalbinden ne geçerse onu yap” derim de sitemsiz kıskanırım belki 19 yaşında Kızılay…
-
ÖFKE
Ben bu yolu epey uzundur yürüyorum. Kendimle bir meselem var ve o meseleyi çözmeye mesai harcıyorum. Mümkün olan her an ne hissettiğime, hissettiğimin gerçek hissim olup olmadığına, gerçek olmadığına ikna olursam hangi duyguyu kamufle etmek için kendini öne çıkardığına kafa yoruyorum. Gerçek duygumu bulduğumda onu tetikleyen yaşanmışlığa ulaşmaya, geçmişte bir karşılığı olup olmadığına odaklanmaya çalışıyorum. Hayatım boyunca ne yüzeyde uçuşan hisleri yakalamak ne de derinde saklananları keşfetmek zor oldu benim için. Duygular çocukluğumdan beri yoğun bir parfüm kokusu gibi üst, orta ve alt notalarıyla beraber dalga dalga geldiler. Fakat her geleni karşılamayı, hepsine kucak açmayı bilmiyordum maalesef. Bazıları ile ne yapacağımı bilemeyip görmezden geldim, bazılarını kendime yakıştıramayıp reddettim, susturdum, sindirdim,…
-
Kapalıyız kardeşim!
Sanıyorum tüm sorunların çözümü önce bir sorun olduğunu kabullenmekle başlıyor. O zaman bu kabullenişi yüksek sesle dile getirmekle başlayayım ben de: Ben bir sosyal medya bağımlısıyım! Pandeminin dünya üzerinde muhtemelen pandemi sonrası uzun bir dönemi de etkileyecek, hatta kalıcı değişiklikler oluşturacak olağanüstü etkileri oldu. Fakat yazının konusu bu dönemin benim kişisel dünyamdaki değişimlerle çakışması ve kendi mikro dünyamda oluşturduğu bence ‘beklenmedik’ bir etki; sosyal medya bağımlılığı. Retrospektif bakınca tüm bu sürecin doğal bir sonucu gibi görünse de hayatı boyunca kafasına koyduğunu yapmakla övünmüş, verdiği kararların arkasında durmakla ve iradesi ile gurur duymuş biri için herhangi bir bağımlılık öngörülebilir ve kolay kabullenilebilir bir durum değil. Fakat son aylarda rahatsızlık hissi o…
-
Tekil
Ben; Gidemeyen Gel diyemeyen Bekleyen Ne beklediğini bilmeyen Beklendiğini bilen Sen; Sevmekten suçlu Özlemekle cezalı Aşk; İki sırlı nokta arasında İmkansız bir doğru.
-
Kalbimden…
Hesapsız davranışlara, “İçimden geldi”lere, “Sesini duymak istedim”lere, Aklımızdan geçtikleri her sefer kalbimizin yerini hatırlatanlara, Aklımızdan geçtikleri her sefer burnumuzun direğini sızlatanlara, Kaçmadan kovalayanlara, Kaçmayacak cesareti olanlara, Eline bir buket mevsim çiçeği alıp kapının önünde bekleyen kadınlara, İsimlerin sonuna eklenen iyelik eklerine, “benim” olanlara, ait olduklarıma, Gecenin bir yarısı ya da sabahın köründe, çok önemli bir işin tam ortasında, çok meşgulken veya çok yorgunken, her koşulda ve her daim varlığınızla mutluluk getirdiğinizi hissettirenlere, “Biricik” hissettirenlere, Zaman koyu kıvamlı bir sıvı olup akmakta zorlandığında zamanı seyreltenlere, Hayat bir dala takılmış ipek şal gibi bir acıya sabitlendiğinde, dala da ipek şal kadar hürmet edenlere, “geçecek” diyenlere, geçeceğine inandıranlara, Hatalar 17 yaşa öyķündüğünde 18…
-
Büyülü Bahçe
Çok beklediğim, çok sevdiğim bir bebeğin ilklerini kaçıracakmışım gibi bir hüzünle vedalaştım hepsiyle… Laleler, arap sümbülleri, manolyalar, şeftali ağaçlarının tomurcuklu dalları, tutkulu bir sevgilinin kızıl öpücükleri gibi aralarına aldıkları kırmızı lalelerle caka satan papatyalar, süs erikleri… Yenidoğanın cennet kokusunu içime çekip ilk gülüşünden, ilk hecesinden, ilk adımından mahrum bırakılmış gibi boynum bükük vedalaştım. Sesleri, kokuları, ışığı, ışığın renklerle oynayışını, bir rengin asla tek bir renkten ibaret olmadığı anları, doğanın ton sür ton yeşil giysisini, rengarenk minik mücevherlerle süslenişini, küçücük göletin üzerindeki minyatür iskeleyi, gölette yıkanan martıların mutluluğunu, çocuğun doğayla buluşmasındaki neşeyi, bu büyülü anlarla bezeli bahçeyi hep hatırlamak üzere sakladım. İlk hecesini kaçırsak da ilk kelimesinde yanında olmanın, ilk adımını kaçırsak da…
-
YARIM
Çocukluğumuzun odaları sessiz, sokakları ıssız İkimizde ilk aşkları karşılık bulmamış Hüzün yüzlü çocuklarız Cevapsız bırakılmış mektuplar yazmaya Ve aşkı tek başına yaşamaya alışmış Büyürken meğer birbirimizi aramışız Şimdi ben geç kalmakla sınanıyorken sana Feda ettim dualarımdaki sen ihtimallerini Sen gitti sanıyorken beni Yüzüme güneş vuran bir güne sakladım kendimi Saklandım Senden eksik kalanı tamamlayamadım Tek dizesi yazılmış bir dörtlük gibi Yarım bile kalamadım.
-
NEM
Havanın nemle yüklendiği gibi Sensiz geçen zaman zerreleri de ''sen''le yükleniyor. Hava neme doyunca yağıyor Zaman sensizliğe doydu Ama sana, yağmak yasak Hayat durdu, zaman durdu Sensizlik durmuyor Yaşamak yasak, sokak yasak Hasret yasak dinlemiyor Yağıyor, dinmiyor...
























