Vasıfsız
Emrah Serbes’in bir kitabında “vasıfsız keder” diye bir tanımlamaya rastladım. Etkilendim. Günümüz dünyasında bu sıfatı kederden çok iyiliğin hak ettiğini düşündüm.
“Vasıfsız iyilik.”
Vasıfsız şeylerden hoşlanmıyorum.
Vasıfsız, çabasız, faydasız ve samimiyetsiz bir “iyilikten”, emeksiz ve eylemsiz bir yakınlıktansa sahici ve mert bir mesafe ve ketumluğu tercih ediyorum.
Şule Gürbüz’ü henüz hiç okumadım fakat son günlerde sıklıkla karşıma çıkan “Her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. Bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ sözünden ilham alıyorum.
Kendi mezhebime uyarlarsam; niyeti iyi olsa bile ilgisini, merakını, dikkatini neye yönlendirdiğine özen göstermeyene, iyiliği kendine kadar olana, kendinden gayrısının derdini dert edinmeyene ve niyetini eyleme dökmeyene yaklaşmaktan imtina ediyorum.
Vasıfsız iyilerden uzak duruyorum.
Hürmetle…


