-
GİDERSE
Biri gelir Sana seni fısıldar Kim olduğunu anlatır Gider belki Kim bilir Belki kalır Giderse Sana seni bırakır Şiir bırakır Hasret bırakır Yarım bırakır.
-
DOKTOR ANNESİ
Bugünün son hastası…Bir doktor annesiydi. Ultrasona gitmeden önce Filiz’e hastanın şikayetini sordum. Meme başından kanlı akıntısı olduğunu öğrendim. Mamografisini görünce şikayetinin uzunca bir süredir devam ettiğini tahmin ettim. Ultrasonda yanına girdiğimde ne kadar süredir bu şikayetlerinin olduğunu sordum, biraz tereddütlü ”bir hafta” dedi. O ”bir hafta”nın aslında ne kadar olduğunu doktor anneleri bilir. O ”bir hafta” hiçbir zaman bir hafta değildir. O bir hafta bazen bir ay, bazen birkaç aydır, kimi zaman yıl olur. Doktor annesi ya da babası canına tak etmeden, son noktaya gelmeden evladına söylemez canının ne kadar yandığını. ”Bir hafta” dedi, üstelemedim. Bir süre sonra yanından oğluna bilgi vereceğimi söyleyerek ayrıldım. Dışarda endişeyle beni bekliyordu doktor bey,…
-
AYNA
Boydan bir ayna Uzun uzun bakarım Senin bende bulduğuna Seninleyken olduğuma Yokluğunda Senden bana kalana Benden geri kalana Not: Kara Yılkı dergisi 18. sayıda yayınlanmıştır.
-
YÜZLEŞME
Sevmek, çok sevmek yetmiyor. Hiç bırakmamak üzere tuttuğumuz elleri bırakıyor, beraber yaşlanmak üzere çıktığımız yollardan, verdiğimiz sözlerden dönüyoruz. Bazen hayat yoruyor…Bizi, ilişkilerimizi. Aramızdaki bağları zayıflatıyor, koparıyor ve sevgi de tükeniyor. Kimi zaman da sevgi her şeye rağmen olanca güzelliğiyle direniyor. Peki yetiyor mu? Zamanla arkadaşlıktan, dostluktan, sevgili ya da eş olmaktan anladıklarımız ve beklentilerimiz değişiyorsa…Ortak hayaller kuramıyor, birbirimizin hayallerini paylaşamıyor, birbirimize cesaret vermiyor, veremiyorsak…Birimiz diğerinin kırgınlıklarını ya da ışıldayan taraflarını görmezden geliyorsa… ”Mış gibi” yapıyorsak…Ya zaman içinde yakınlaşacağımıza yabancılaşıyorsak…Çok seviyor olsak da yetiyor mu mutlu olmaya? Yetmiyor! Pek çok ilişki ezberden yürüyor. Çoğumuz ilişkilerimizde mutlu olup olmadığımızı bile sorgulamaya korkuyoruz. En zoru insanın kendisiyle yüzleşmesi., mutsuz olduğunu ve mutsuzluğunun sebeplerini…
-
ARKA KAPI
Kimi nasıl seveceğinize ben karar veremem elbette. Fakat gerçekten seviyorsanız eğer, kaybetmekten korkacak kadar gerçek ve yürekten…Onları uzun suskunluklarla cezalandırmayın. Sorulmamış soruların sonundaki soru işaretleri ile başbaşa bırakmayın. Kapıları aralık bırakın, arka kapı ararken kimseyi yormayın. Yok saymayın sevdiklerinizi ve yokluğunuza alıştırmayın. Nelere alışıyor insan, nelerden vazgeçiyor bilseniz, korkardınız bu kadar uzak ve sessiz kalmaya. Sabaha çıkamam herhalde dedirtecek kadar kalp ağrısı çekilen bir gecenin ardından, nefes almaya bile takati yokken yaşıyor ve alışıyor insan; bazen ömrünün yarısından, bazen masallardan, bazen umutlarından, bazen en güzel ihtimallerden vazgeçerek. Yaşıyor ve alışıyor, acıya ve yokluğa. Bilseniz korkardınız bu kadar ketum olmaya. Aforoz edişle affediş arasında geçen sürede hiç düşünmediniz mi aforoz ettiğimle…
-
HEDİYE
Hediye almayı da vermeyi de çok seven biri olarak söylemeliyim ki belirli günlerde alınan kalıplaşmış hediyeler maddi değeri ne olursa olsun kimseyi pek de mutlu etmiyor sanki…Hele ki bir görevi savarmış gibi kendi verecekleri hediyeyi bir başkasına seçtirenleri hiç anlamıyorum. Oysa ki biraz özen gösterilirse burada müthiş bir paylaşım var. Hediye vermenin iki anlamı var bence. Birincisi seni tanıyorum, neden hoşlandığını, neyle ilgilendiğini, kendine neyi yakıştırdığını biliyorum demek. İkincisi ise sende benden bir parça olsun istiyorum, seninle kendi ilgi alanlarımı, kendi zevkimi paylaşmak, belki de sana yeni, farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum demek. Fakat her iki hâl de ilgi, özen ve emek istiyor elbette. Bu özeni ve emeği belirli…
-
ÇUKUR
Kendi kendini tuzaklamaya hazır boşluklar var içimizde, ruhumuzda. Herkesin ”boşluğu”nun adı farklı. Hırs, kıskançlık, ilgi açlığı, yalnızlık, korku…İşte o boşluklar yüzünden her şey süt limanken ”asla” dediklerimizi, başkası yaşarken hunharca eleştirdiklerimizi yaşarken buluveriyoruz kendimizi. Bazen biri, bir davranış, bazen bir durum o varlığından bile habersiz olduğumuz boşluğu kendini yutmaya çalışan bir girdaba dönüştürüyor. Boşluk ne kadar derinse tetikleyiciden bağımsız olarak girdap da o kadar vahşi oluyor. İçimizdeki bir boşluğu doldurmaya çalışırken çıkılması imkansız bir çukura düşüyoruz. O boşlukların farkında olmayanlar, kendileriyle birlikte en değerlilerini çukura çekenler, her zaman her durum için suçlayacak bir başkasını bulanlar için yapacak çok şey yok. Başkalarını kendi girdabına sürüklemekten çekinen, vicdanını unutmamış olan, üzülmeyi ve…
-
PAKET
Paketliyorum. Telaşsız uyandığım aydınlık sabahlarda gözümü dolduran ilk güneş ışığını Kahvaltıdan önce içtiğim çayın kızıl kahve rengini Yanında lokum olan orta şekerli kahvelerin ilk yudumunu Deniz kokusunu Yağmurla ıslanmış toprak kokusunu Yeni doğmuş bebeklerin meleklere gülüşünü Taze annelerin bebeklerine bakışını Çiçeklerin yaşamaya yüz tutmuş tomurcuklarını Deniz kokusunu Sıcak simit kokusunu Dedemin hikayelerini ‘Şerefe’ kalkan kadehlerin kavuşma seslerini İstanbul’un sessizliğini Okumaya doyamadığım şairlerin duygusunu Okunmamış kitap kokusunu Evet, deniz kokusunu 🙂 ”Yazdığınız her şeyde kendimi buluyorum” yorumlarını Kucağımda kitapla daldığım öğle uykularını Çocukluğumun salıncaklarını Günbatımlarını Paketliyor ve saklıyorum. Biraz ışığa, biraz umuda ihtiyacım olduğunda, endişe anlarında, yorulduğumda ya da kendimi yalnız hissettiğimde paketlerden birini ya da birkaçını nazikçe açıyor ve o…
-
DAVET
Seni ben bekliyorum, göğsüm açık, bağrım açık;Hançer ol, göğsüme saplan; ecel ol karşıma çık! Çalmamış bir gece mademki felekten gönlüm,Gelecek bari elinden gelsin dilerim ölüm.Toprağın rengi kanımdan kızarırken, yer yer,Uzanıp, sapsarı, son busemi koymazsam eğerO benim kalbimi göğsümden ayırmış çeliğe,Gezsin ismim yedi kat gökte bugün kahpe diye.Beni kahretmeden alemde o bigane duruşBana sal yalvarırım pençeni, ey yırtıcı kuş! İşte ben bekliyorum, göğsüm açık, bağrım açık;Hançer ol, göğsüme saplan, ecel ol karşıma çık. Faruk Nafiz Çamlıbel
-
BAYRAM
İçimizde biriktirdiğimiz söylenmemiş sözcükleri dile getirebildiğimizYerinde ve zamanında gösterilmemiş, zehrini akıtmaya devam eden öfkemizi dışa vurabildiğimizKendi gerçeğimizle yüzleşmekten kaçınmadığımızTek taraflı çaba ile yürüyen her türlü ilişkideki “mecburculuk” görevinden istifa ettiğimiz“Yetinmek” ve “idare etmek” zorunda olmadığımızı fark ettiğimizKendimize reva gördüklerimiz ile hak ettiklerimizin örtüştüğü gün BAYRAM… Ezgi BALABAN


















