PAKET
Paketliyorum.
Telaşsız uyandığım aydınlık sabahlarda gözümü dolduran ilk güneş ışığını
Kahvaltıdan önce içtiğim çayın kızıl kahve rengini
Yanında lokum olan orta şekerli kahvelerin ilk yudumunu
Deniz kokusunu
Yağmurla ıslanmış toprak kokusunu
Yeni doğmuş bebeklerin meleklere gülüşünü
Taze annelerin bebeklerine bakışını
Çiçeklerin yaşamaya yüz tutmuş tomurcuklarını
Deniz kokusunu
Sıcak simit kokusunu
Dedemin hikayelerini
‘Şerefe’ kalkan kadehlerin kavuşma seslerini
İstanbul’un sessizliğini
Okumaya doyamadığım şairlerin duygusunu
Okunmamış kitap kokusunu
Evet, deniz kokusunu 🙂
”Yazdığınız her şeyde kendimi buluyorum” yorumlarını
Kucağımda kitapla daldığım öğle uykularını
Çocukluğumun salıncaklarını
Günbatımlarını
Paketliyor ve saklıyorum.
Biraz ışığa, biraz umuda ihtiyacım olduğunda, endişe anlarında, yorulduğumda ya da kendimi yalnız hissettiğimde paketlerden birini ya da birkaçını nazikçe açıyor ve o küçücük paketteki kocaman mutluluğun beni sarmasını bekliyorum.
Geçtiğimiz günlerden birinde gözlerim kapalı balkonda oturuken oğlum ne yaptığımı sordu. ”Paketleme yapıyorum” dedim ve ona da paketlemenin inceliklerini öğrettim. Sonra o anı birlikte sakladık, birkaç gün sonra sakladığımız o anı hatırlayıp hatırlamadığımı sordu ve ben bir kere daha anladım ki onlara öğretebileceğimiz üçgenin iç açılarından çok daha önemli şeyler var.
Mutluluk bu kadar kolay, hayat bu kadar sade aslında, olabilmeli ya da. Yüzyıllık Yalnızlık kitabında Marquez kitabın kahramanlarından Aureliano için diyor ki; ”sadeliğin üstünlüğünü, ayrıcalığını anlayabilmesi için otuz iki savaş çıkarması, ölümle bütün anlaşmalarını bozması, ün denilen pisliğe bulanması ve tam kırk yıl yitirmesi gerekmişti.” Bazılarımızın bunu anlaması için de bir pandemi gerekliydi belki, kim bilir…

