Uncategorized

Anahtar

Biraz hüzünlü bir Şubat günü…Anahtarımı cebime koydum bu sabah. Elim cebimde anahtarın soğukluğunu hissettim. İki aydır kapıyı hiç anahtarla açmamıştım. Oldum olası sevmem anahtarları. Kapı dediğin zili çalınca içeriden açılmalı. Seni bekleyenler olmalı, görünce gülümseyenler, sıcak bir ‘hoşgeldin’ , meraklı bir ”nerede kaldın?”. Evde tatlı bir telaş, başka odalardan gelen sesler olmalı. Sabah uykusunun mahmurluğunda annemin mutfak tıkırtıları, akşam saatinde babam ve oğlumun coşkulu futbol gürültüleri. Sofralar kalabalık olmalı, bazı geceler sofrada rakı olmalı, üstelik buz gibi olmalı ama yanında mutlaka anne eli değmiş mezeler olmalı. O sofralarda kahkahalar, bazen tatlı didişmeler olmalı. Kimi zaman herkes birbirinin ne diyeceğini zaten bilmeli ama anlatmak da dinlemek de her seferinde daha tatlı olmalı. Babamın çok sevdiğim için aldığı helva gibi tatlı, ne kadar çok olursa olsun içini yakmayan, bıktırmayan cinsten.
Tüm sesleri, tüm tatları, kokunuzu derin bir nefes gibi içime çektim. Yanınızda bulduğum huzuru, çok sevdiğimi, çok sevildiğimi içime kazıdım.
Çok şey var daha…Konuşulacak, gülünecek, dertleşilecek, görülecek, gezilecek, kutlanacak, yaşanacak çok şey…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir