• Uncategorized

    EV

    Bazı evler canlıdır. Yere kadar uzanan perdeleri rüzgarla usul usul dalgalanır. Mutfakta her daim tatlı tıkırtılar, bazen eve sığmayan güzel kokular… Bir bahçe ya da küçük de olsa mutlaka bir balkon vardır. Balkonda küçük bir masa, üzerinde bir çay bardağı ya da fal bakılmak üzere kapatılmış ve orada unutulmuş bir kahve fincanı. Mutlaka rengarenk saksı çiçekleri, belki minik bir limon ağacı… Kitaplar kitaplığa sığmaz o evlerde ve evin yaşayan sakinlerinden biri olur. Her sayısı merakla ve hevesle beklenmiş, sonra da özenle saklanmış dergiler ve okunmuş, okunmakta olan ve okunmaya niyet edilmiş kitaplar, kahramanları ve yazarları ile birlikte o evlere ruh katar. Anılar duvarları süsler. O evler hep biraz dağınıktır. Eşyalar…

  • Uncategorized

    TESELLİ

    Gözlerimdeki hüznün sesimdeki kederin sebebini uzaklarda arıyorsunuz Oysa ki siz susturana kadar epeyce anlatmıştım Hoşunuza gitmeyenleri görmezden gelmekte ne kadar da ustasınız Anlattıklarımı yok sayıp kendinizce münasip sebepler yakıştırdınız. Şimdi o yakışıklı dertleri teselliye uğraşmaktasınız Beni içimde kanamaktan yorulmayan bir yara Ve münzevi bir ağrı ile Uzaklarda yapayalnız bıraktınız. Ezgi Balaban

  • Uncategorized

    YAKIN

    Mutlu bir haberi kutlamak Bir umudu paylaşmak Bir hayali canlı tutmak Aynı keder ve hüzünle gözyaşı dökmek Ve hatta bir sevdayı yaşamak için Yan yana olmak zorunda değiliz…Yakın olmamız yeter. Bazen deniz aşırı, sıcak bir ülkede, biraz efkar çokça umut ve şükürle yarılanmış rakı kadehi, tam burada baharın ilk günlerinde, güneş gören bir balkonda, tomurcuklanmış sardunya dallarının önünde kaldırılan bir şarap kadehi ile karşılık bulur. Yüreklerde aynı özlem, aynı efkar, aynı umut ve şükürle… Yakın olmak için yan yana olmak gerekmiyor. Yakın olmak için konuşmadan anlaşabilmek gerekiyor, duyguları tercüme etmeye ihtiyaç duymamak, konuştuğunda ise aynı dili sansürsüz kullanmak… Çok sevdiğin birinden uzak kalmanın ne demek olduğunu biliyorum ben, yaşadım. Hele…

  • Uncategorized

    Kadın ve Emek

    Okuduğum bir kitapta “beklenti kadının en büyük lanetidir” diyordu yazar. O zaman bu cümle üzerine çok düşünmüş ve çok etkilenmiştim. Hatta yakınlarımdan, sevdiklerimden, belki hayattan beklentilerimi azaltırsam hayal kırıklıklarımın da azalacağını düşünerek kendimce yeni bir yol denemeye karar vermiştim. Herkesi olduğu gibi kabul edecektim. Oysa şimdi geriye dönüp bakınca hata ettiğimi anlıyorum. Aslında yapmam gereken kendimden beklediklerimi azaltmak, kendimi olduğum gibi kabul etmekmiş. Bu noktadan sonra müsadenizle birinci tekil şahıstan birinci çoğul şahısa geçeceğim çünkü pek çok kadının özellikle kendi yaş grubumdaki kadınların da aynı şeyleri düşündüğünü ve hissettiğini biliyorum. En büyük hatayı “her şey” ve “her şeyin en iyisi” olmaya çalışarak yapıyoruz. Kendimize en cok yüklendiğimiz konulardan biri annelik…

  • Uncategorized

    TAVSİYE

    Sizi derdini paylaşacak kadar yakın gören biri size içini açtığında ona “benim de” diye başlayan cümleler kurarak kendi sıkıntılarınızı anlatmayın. Keşke daha önce konuşsaydınız, madem siz de içinizi dökmek istiyordunuz. Şimdiye dek yapmadıysanız şimdi hiç sırası değil emin olun. Dinlemek çok zor olmasa gerek. Gözünün içine bakarak dinleyin. Belki anlattığından fazlasını hissediyor ama kolay değil kendini açık bir kitap gibi ortaya koymak. Gözünün içine bakın, anlattığından fazlası varsa oradan anlaşılır, anlattıklarından fazlasını gözlerinden dinleyin. İnsan en çok anlatamadıkları duyulsun istiyor, dile gelmeyeni duyun.Anlattıklarını, dinlediklerinizi ve duyduklarınızı anlamaya çalışın. “Anlaşılmak” şifadır. Konu üzüntü veya hayal kırıklığı ise…Teselli etmeye çalışmayın, n’olur! O teselli sözcükleri zaten ezberinde karşınızdakinin. Yaptığı bir şeyden pişmansa eğer…

  • Uncategorized

    Anahtar

    Biraz hüzünlü bir Şubat günü…Anahtarımı cebime koydum bu sabah. Elim cebimde anahtarın soğukluğunu hissettim. İki aydır kapıyı hiç anahtarla açmamıştım. Oldum olası sevmem anahtarları. Kapı dediğin zili çalınca içeriden açılmalı. Seni bekleyenler olmalı, görünce gülümseyenler, sıcak bir ‘hoşgeldin’ , meraklı bir ”nerede kaldın?”. Evde tatlı bir telaş, başka odalardan gelen sesler olmalı. Sabah uykusunun mahmurluğunda annemin mutfak tıkırtıları, akşam saatinde babam ve oğlumun coşkulu futbol gürültüleri. Sofralar kalabalık olmalı, bazı geceler sofrada rakı olmalı, üstelik buz gibi olmalı ama yanında mutlaka anne eli değmiş mezeler olmalı. O sofralarda kahkahalar, bazen tatlı didişmeler olmalı. Kimi zaman herkes birbirinin ne diyeceğini zaten bilmeli ama anlatmak da dinlemek de her seferinde daha tatlı…