Uncategorized

Kadın ve Emek

Okuduğum bir kitapta “beklenti kadının en büyük lanetidir” diyordu yazar. O zaman bu cümle üzerine çok düşünmüş ve çok etkilenmiştim. Hatta yakınlarımdan, sevdiklerimden, belki hayattan beklentilerimi azaltırsam hayal kırıklıklarımın da azalacağını düşünerek kendimce yeni bir yol denemeye karar vermiştim. Herkesi olduğu gibi kabul edecektim. Oysa şimdi geriye dönüp bakınca hata ettiğimi anlıyorum. Aslında yapmam gereken kendimden beklediklerimi azaltmak, kendimi olduğum gibi kabul etmekmiş. Bu noktadan sonra müsadenizle birinci tekil şahıstan birinci çoğul şahısa geçeceğim çünkü pek çok kadının özellikle kendi yaş grubumdaki kadınların da aynı şeyleri düşündüğünü ve hissettiğini biliyorum.

En büyük hatayı “her şey” ve “her şeyin en iyisi” olmaya çalışarak yapıyoruz. Kendimize en cok yüklendiğimiz konulardan biri annelik bence. En organik beslenen, en zeki, en başarılı, en yetenekli ve en mutlu çocukları yetiştiren “en iyi anne” olma konusunda takıntılı bir hale geldik. Çocuklarımızın genetik bir mirasla doğduğunu, belli bir potansiyelleri olduğunu, bizim yapabileceğimiz en iyi şeyin onları koşulsuz sevmek ve kendi potansiyellerinin en üst noktasına çıkmaları konusunda desteklemek olduğunu unuttuk. Çocuklarımızın bizi zorlayan ya da mutlu etmeyen her özelliği biz annelerin hatalarından kaynaklanmıyor, tıpkı gurur veren her özelliklerinin bizim eserimiz olmaması gibi…Onlarla ilgili “iyi veya “kötü” her şeyden biz sorumlu değiliz. Benim kuşağımda annelik kadınlara muhteşem duyguların beraberinde hep bir yetersizlik hissi getiriyor. Bu yetersizlik hissi zamanla suçluluk duygusuna evriliyor ve hem anneyi hem de çocuğu hırpalıyor. Mükemmel anne olmaya çalışırken iç güdülerimize bile sağırlaşıyoruz. Ne zaman iç güdülerimizi daha çok dinlemeye başlar, mükemmel anne ve kusursuz çocuk diye bir şey olmadığını kabullenirsek bu suçluluk duygusundan kurtuluyoruz…Ve o zaman çocuklar çok daha sağlıklı büyüyor bence 🙂

Bir yandan da iş hayatında iddiamızı sürdürüyoruz; ki elbette kadın mutlaka çalışmalı, üretmeli, kendi ayakları üzerinde durmalı, hiç kimseye muhtaç olmamalı ve hayatın her anlamda içinde olmalı ama biraz yardım istemeyi, destek almayı ve yükünü hafifletmeyi de bilmeli. En iyi ev yoğurdunu mayalayan banka müdürü olmasa da olur sanırım 🙂

Mükemmel anne, en iyi iş kadını, kusursuz eş vs olmaya çalışırken kendimize çok yükleniyor ve kendimizi ihmal ediyoruz galiba.

Kadının olduğu her yerde emek, emeğin olduğu her yerde kadın var. Bence bugün kendimizi olduğumuz gibi kabul etme yönünde bir adım atalım. Her şeye yetemeyeceğimizi ve yetişemeyeceğimizi kabullenerek suçluluk duymayı bırakalım. Her konuda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun…

Ezgi Balaban

2 Yorum

  • Reyhan Kahraman Akman

    Ezgi’ciğim merhaba..
    Bugüne kadar seni tanımış olmaktan, meslektaş ve arkadaş olmaktan dolayı hep mutlu olmuştum.
    Bugün zaman bulup daha çok yazını okudum..
    Belki, algısı açık ve zeki kadınların çoğu seninle benzer durumlar yaşıyor yada benzer duygulara düşüyor..
    Sende öyle birşey var ki ; öyle böyle değil.. müthiş bir tasvir ve duygu aktarımı ..
    Sadece kutlamak istegiyle yazmadim canım..Hayranlık duydum..
    Lütfen hiç bırakma.. sevgiler.. sevgiler.. sevgiler…

    • Ezgi Balaban

      Reyhan’cığım, beni çok duygulandırdın, bir meslektaşımdan, senin gibi bir kadından bunları duymak çok gurur verici. Dile getirdiğin tüm guzel duygular karşılıklı. Çok çok teşekkür ederim. Siz okudukça, cesaret verdikçe devam elbette…Sonsuz sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir