-
ÇARŞI
Birkaç seferdir annem her aradığında Göztepe sabit pazarda olduğumu ve hemen her gün işten sonra kısacık da olsa buraya uğradığımı fark ettim. Mecbur kalmadıkça başka yerden alışveriş yapmıyor, buraya gelmeyi bir zorunluluk olarak görmüyor, hatta haydi çekinmeden söyleyeyim, bildiğiniz seviyorum. Aklımda bir şey olmasa da pazarın içinde dolaşırken bir şeye heves ediyorum, mesela yufkalar yufkacının elinde ipek kumaşlar gibi dalgalanınca birden çocuklara sigara böreği yapmaya karar veriyorum ya da turşu kavanozlarındaki hint düğünlerini andıran renk cümbüşü erik turşusunu ne kadar sevdiğimi aklıma getiriveriyor. Daha dün roka-tere aldığım yeşillik tezgahının sahibi beyefendi alacak bir şeyim olmadığını bilse de geçerken muhakkak hatırımı soruyor, ayaküstü laflıyoruz, memleketten yana ortak dertlerden konuşuyor, halimizin nereye…
-
Bir pazar günü
Istiklal’den Galata’ya doğru yürürken bunu niye yıllardır yapmadığımı düşündüm. Kalabalığın içinde kimseye aldırış etmeden durdum, Galata kulesini izledim, fotoğrafını da çekmeden tüm dikkatimi ona vererek sadece izledim. Galata köprüsüne inen yokuşu yürürken içimden “şimdi oldu” dedim. Bir hafta önce Moda sokaklarında avare dolaşırken de bu his gelmişti; “evet, oluyor”. Istanbul ve ben ilk kez bu kadar yakınız, ilk defa niyetimden emin, ilk defa onu keşfetmeme ve olduğu haliyle kendini bana teslim etmeye hazır… Merakımı ve hevesimi ilk defa özgür bırakmışım ben de, yorgunluklara, tereddütlere pabuç bırakmamış, sokaklarında kaybolmaktan korkmamışım. Bir yandan neden bu kadar beklediğimi düşünürken bir yandan da “iyi ki şimdi” diyorum bana eşlik edenlere baktıkça. Cezayir sokağa inerken…





