• ŞİİR

    TADİLAT

    İçimde, sol yanıma doğru Bitmek bilmeyen bir tadilat Duvarlar ördüm önce, seni dışarda tutsunlar diye Dayanamayınca hasrete kapılar açtım Geçmeyeceğini bile bile Gelirsin diye korkup asma kilitler taktım Gelirsin umuduyla şiirden anahtarı üstünde bıraktım Pencereler Uzaktan da olsa seni göstersinler Kalın, koyu perdeler Beni gece gibi örtseler Yollar açtım bana gelmeni umarak Hiç işaret koymadım izimi bulmandan korkarak Bir fırça alıp özlemini renkten renge boyadım Sonunda yine yokluğunun karanlığına sığındım İçimde bir tadilat, sol yanıma doğru Bir türlü bitmek bilmiyordu Usta da zaman da yoruldu.

  • ŞİİR

    HİÇ

    Gittin Yokluğunla varlığımı ele geçirdin Şimdi yokluğundan ibaretim Ne varım Ne hiçim Hem varım Hem hiçim.

  • ŞİİR

    YANINDA

    Seninleyim En çok seninleyken 'Ben'im Yanında en pervasız halimle kendimim Sen bir deniz Ben bir ada En dolaysız halimle 'Ben'im yanında.

  • Uncategorized

    Ben yazdıkça…

    Kendimi bildim bileli insanların yaşadıkları, hissettikleri ve hislerinin ne kadar farkına varabildikleri hep ilgimi çekti. Hissettikleri ile yüzleşebilen, kendi sesini duyabilen, yaşarken neyi neden yaptığını bilen, bu yüzden  sorumluluğu başkasına yüklemeyip kendi omuzlayan, ”farkında olarak” yaşayan insanlara hep saygı duydum. Hislerini güzel ifade edenlere de hayranlık… Şimdi yazarken fark ediyorum ki hayattaki en büyük derdim kendimi doğru ve güzel ifade etmek, anlaşılmak ve anlaşıldığımı bilmek. Onaylanmak veya kabul görmek değil, sadece anlaşılmak. Anladıktan sonra aynı fikirde olmayabilir, aynı duyguyu paylaşmayabilir, beğenmeyebilirsiniz ama anlamak mecburi. En azından anlaşıldığımdan emin olana kadar kendimi anlatmak konusunda ısrarcıyım. Yazmak da benim için anlatmanın en keyifli yolu. Önce ve en çok kendime anlatmak için yazıyorum.…

  • ÖYKÜ

    DÜĞÜM

    Trafik her yönde sıkışık. Yürüsem şimdiye evdeydim. Haftalardır her cuma aynı terane. Eve yaklaştıkça sabırsızlanıyorum. Aklımda hep arabayı uygun bir yere park edip geri kalan yolu yürümek var. Fakat bir yandan arabanın beni saran sıcaklığına, usul usul içime akan müziğe de tav oluyorum. Tam şarkının elinden tutup bir hayâle yürüyecekken köşedeki sokak çiçekçisine takılıp kalıyorum. Söylemiş miydim daha önce, papatyaları seviyorum ben. Belki sevdiğim ilk adam beni bir zamanlar onlara benzettiğinden. Yüzünü saçlarıma gömer “deniz kokuyorsun” da derdi bazen. Daha güzelini söyleyen olmadı zaten. Ne garip, gerçekten sevildiğimize inandığımızda bizi seven insanın gözlerinden görüyoruz kendimizi. Bize yazılmamış rollere giriyor, üstümüze biçilmemiş kaftanlara bürünüveriyoruz. Yeter ki aşkla söylensin inanılası yalanlar. Ben…

  • ÖYKÜ

    TAKAS

    ”Otursana biraz, niye gitmekte acele ediyorsun?” dedi. Acelem yoktu aslında ama “ne yapıyorsun?” sorusuna “aklımı başıma topluyorum” cevabını veremediğim gibi bu soruya da “önümüzdeki birkaç ayı seninle geçireceğim 5 dakikayla takas etmeye gücüm yok” diyemedim. Çünkü biliyordum ki o 5 dakikada bakışları, dudaklarının gülümserken yaptığı kıvrımlar, alnına düşen gür saç tellerinin rüzgarla arsız uçuşmaları, elleri… Ahhhh, en çok elleri, uzun, biçimli parmakları tanklı tüfekli bir ordu gibi önümdeki birkaç ayın savunmasız, silahsız her anını teslim alacak, rutinin dışına çıkabildiği her an boş kalan zihnimi esir edecek, sabah uyandığımda ve mutlaka her gece uyumaya hazırlanırken siperlerime sızacak ve sonunda kalbimi ve hayatımı bir kez daha fethederek mutlak zaferini ilan edecekti. Zaten…