ÖYKÜ

KARAR

Bu akşam artık kararımı bildirmem gerekiyor. İki, üç gün düşünme zamanı vermişlerdi. Neredeyse bir hafta oldu. Bu akşamki suareye gelirlerse orada konuşurum. “Beklenen Şarkı” filmi ilk kez gösterilecek bu akşam, radyoda dinlemeye doyamadığım Zeki Müren’in ilk filmi, üstelik şarkıyı da kendisi bestelemiş. Tahmin ediyorum ki kaçırmak istemez, gelirler. Gerçi ayaküstü böyle önemli bir konuyu konuşmak uygun düşmez herhalde. Suareye gelseler de gelmeseler de her gece kahveye uğruyorlar. Orada oturup adamakıllı konuşmakta fayda var.

Bir karar verdim vermesine de dilim söylemeye varmıyor. Ondan bu kadar uzadı bu iş. Beyleri bir hafta önce ilk kez gördüğümde yazlık sinemada bilet kesiyordum. Malum küçük yer, herkes birbirini tanır burada, yeni yüzler hemen fark edilir. İstanbul’dan gelmişler. Yolları iç Ege’deki bu küçük şehre neden düşmüş diye merak ettim fakat başım kalabalıktı, sorup soruşturacak vaktim olmadı. Ertesi akşam sinema gişesine benimle tanışmaya geldiler. Meğer bir sinema filmi çekimi için uygun yer arayan film şirketi sahipleriymiş. Delikanlı, sen de meraklı mısın bu işlere?” diye söze girdi daha yaşlıca olan. 

”En büyük eğlencem bu” dedim. ”Gündüz simit satıp geceleri de yazlık sinemada bilet kesiyorum. Böylece gelen her filmi de bedava izleme şansım oluyor. Yoksa bende sinemaya verecek para ne gezer!” 

”Boylu, yakışıklı bir gençsin, bir filmde oynamaya ne dersin? Seni İstanbul’a davet edelim, bir deneme çekimi yapalım. İşler yolunda giderse şu meşhur derginin kapağına da çıkarsın. Hem kuvvetle muhtemel filmi burada çekeceğiz, sen de aşinasın buralara, bize de yardımın dokunur” dedi yaşlıca beyefendinin yanında duran siyah gözlüklü adam.

O konuşurken ben kelimelerinin içinde ihtimal bulan o hayatı, o hayali yaşayıverdim. Kendimi o derginin kapağında, o filmin başrolünde, karşımda henüz ışıksız duran beyaz perdede ışıklar içinde gördüm. ‘Yol ve konaklama masrafları bizden, o kısmını hiç dert etme’ dedi. Şaşkınlığımın farkına varmış olacak ki gülümseyerek birkaç gün daha buralarda olduklarını fakat onlar dönmeden kararımı bildirmem gerektiğini söyleyip gittiler. 

O kısacık hayal bile bana 17 yaşında olduğumu hatırlatmaya yetti. 2 yıl önce anamı kaybettiğimden beri hayal kurmamışım. Anacığımın öldüğü gün kader davasız, mahkemesiz yaşımı büyütüverdi. Umutlar, güzel ihtimaller, kalp çarpıntıları ile doldurulacak ilk gençlik yıllarının sayfalarını yazılamadan kitaptan kopardı. 

Babam kucağında, anamın doğumunda can verdiği İbrahim ile kalakaldığı gün 3 yaşındaki Meryem’im de evin avlusunda dünyadan habersiz benimle horoz şeker için pazarlık yapıyordu. Ahhh Meryem!.. Masum meleğim, ay parçam, çakır gözlüm, kadersiz kuzum. Üçümüzün arasında içim en çok onun anasız kalışına yanıyor. Kim bilir, belki de sonraki yaşananlardan…

Devamı Altıyedi Dergi 12. sayısında…