-
Naz’a…
Kendi çocuklarını büyütürken ya da torunlarını severken benim anneliğimin aklında nasıl kalacağını, kalbinde nasıl hisler uyandıracağını kestiremiyorum. Yaşın ilerledikçe kendinde sevmediğin bazı şeylerin faturasını bana keseceğini ve bunların çoğunda da muhakkak haklı olacağını biliyorum. Kestiğin faturayı adresime teslim etmeden önce bilmeni isterim ki elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Bu konuda hakkımı teslim etmen bana yeter. Bir anne olarak beni nerede konumlandıracağını bilemesem de bir kadın olarak nasıl hatırlamanı istediğimi biliyorum güzel kuzum. Mutlu olduğumu bil. Tercihlerimde özgür olduğumu… İçimden geleni yapabilmek için hem kendimle hem dış sesle çok savaştığımı ve fakat sonunda başardığımı… Mutlu, tercihlerinde ve içinden geleni yapmakta özgür bir kadın olabilmek içinse kendi ayakların üzerinde durabilmelisin. Ben…
-
İçeride kaç kişisiniz?
Bundan bir süre önce bana kırıldığı için beni “yok sayarak” cezalandıran bir arkadaşımla yollarımız tamamen ayrıldı. Yok sayılmayı kabullenemedim ve cezadan dönmek istemedim. Bir kere yokluğumu tercih edip alışanların sonraki yoklamalarına katılmayı reddettim. Bir insana yapılabilecek en ciddi psikolojik işkencelerden biri yok sayılmak bence. Hislerini, gerçekliğini, gerekçelerini, taleplerini, düşüncelerini, arızalarını, varlığının bütününü görmezden gelmek, işitmemek… Bunu bize bir başkası yaptığında buna dur demenin yolları var. Peki ya bunu biz kendimize, içimizdeki kadınlara yapıyorsak! Ya içimizdeki kadınların bazılarını susturuyor, bazılarını uyutuyor, bazılarını kilit altında tutuyor, bazılarını görmemek için kendi gözlerimizi bağlıyorsak! Bir dakikalığına durup düşünür müsün, içinde görülmeyi, işitilmeyi bekleyen kaç kadın var, içeride kaç kişisiniz? Kaçı arzuları, hayalleri, beklentileri sana…
-
Kadın ve Emek
Okuduğum bir kitapta “beklenti kadının en büyük lanetidir” diyordu yazar. O zaman bu cümle üzerine çok düşünmüş ve çok etkilenmiştim. Hatta yakınlarımdan, sevdiklerimden, belki hayattan beklentilerimi azaltırsam hayal kırıklıklarımın da azalacağını düşünerek kendimce yeni bir yol denemeye karar vermiştim. Herkesi olduğu gibi kabul edecektim. Oysa şimdi geriye dönüp bakınca hata ettiğimi anlıyorum. Aslında yapmam gereken kendimden beklediklerimi azaltmak, kendimi olduğum gibi kabul etmekmiş. Bu noktadan sonra müsadenizle birinci tekil şahıstan birinci çoğul şahısa geçeceğim çünkü pek çok kadının özellikle kendi yaş grubumdaki kadınların da aynı şeyleri düşündüğünü ve hissettiğini biliyorum. En büyük hatayı “her şey” ve “her şeyin en iyisi” olmaya çalışarak yapıyoruz. Kendimize en cok yüklendiğimiz konulardan biri annelik…







