Anneanneme…
Bugünlerde seni çok özlüyorum. Senin de içinin özlemlerle dolu olduğunu biliyorum. Biliyorum ki evini, düzenini, çiçeklerini, beni, çocukları özledin. Dedemi…
O evi ben de çok seviyorum biliyor musun? Balkona uzanan aslanağızlarından yaptığım düdükler, ön bahçedeki dut ağacı, arka bahçedeki erik, nar, incir ağaçları, kucak kucak açan ortancalar, içinden ballarını çaldığım hanımeli çocukluk arkadaşlarım benim. Annemle babamı özlediğim zamanlar dertleştiğim çiçeklerin…Terasta çay kaşıkları bardaklara tatlı tatlı vurur, uzaktaki düğün salonundan müzik sesleri gelir, siz durmaksızın konuşurken birinizin dizinde uyuyakaldığım yaz geceleri…Aynı terasta çok tuzlu tarhana çorbasına yoğurt katıp yerkenki mutluluğumuz…”Gogo”yu her anlatışımda ilk kez duyuyormuş gibi gülmeniz, ezberlediğim saçma sapan yüzlerce bilmeceyi her defasında aynı şevkle bilemeyişiniz 🙂 Çarsamba günleri evdeki tatlı pazar telaşı, senin dedeme söylenmelerin 🙂 Elini tutup uyuduğum, elini bırakıp arkamı dönersem üzülürsün diye korktuğum geceler…
O evi çok seviyorum. Ve o evi “ev” yapan seni. Azı çok yapan, kırık menekşe dalına bile can veren bereketli ellerini, mis gibi tertemiz sabun kokan koynunu, hep biraz hüzünlü bakan çakır gözlerini, sana baktıkça doğuştan geldiğine ve sonradan kazanılmasının mümkün olmadığına emin olduğum asaletini, gösterişsiz, sıcacık, yumuşacık şefkatini…ve bana olan sonsuz!!! güvenini :)Aramaya çekiniyorum son zamanlarda…Sesini duyunca başımı göğsüne yaslayıp doya doya ağlama isteği geliyor. Belli etmemeye çalışıyorum ağladığımı…Çok eskidir bu bizde. Çocukken sizden her ayrıldığımda içimde kocaman, karanlık, dipsiz bir kuyu açılırdı ve ben düştükçe düşerdim o kuyuya, sessizce. Kimse üzülmesin diye gözlerime hücum eden yaşları gözlerimi kocaman açmak suretiyle yerlerinde tutar, becerebilirsem eğer içime içime ağlardım. Ne yanınızda kalabilir ne de bütün varlığımla gidebilirdim. Küçücük varlığımın bir parçasını hep huzur kokan o evde bırakırdım. Hepimizin bir arada olduğu zamanlar ben de tamdım, diğer zamanlar sanki hep biraz eksik… Susurluk’tan Balıkesir’e giden o yolu hiç sevmedim. Ama bu sefer o yoldan geçmek için sabırsızlanıyorum. Bu sefer o yol beni size getirecek. Az kaldı, çok az…
Ezgi Balaban

