• Uncategorized

    BAŞUCU

    Uykuyla aram açıldıkça yatağımın başucu giderek kalabalıklaşıyordu. Sayfaları kalemle çizilmekten yıpranmış dergiler En son hangisini okuduğumu hatırlamakta zorlandığım yarım bırakılmış kitaplar Kalemler İrili ufaklı not defterleri Yazılıp karalanmış ve koparılıp atılmış kağıtlar Ekranındaki akrep ilerledikçe içimi sıkan kol saati İçim sıkışık Yatak bedenime, göğüs kafesim kalbime dar Halihazırda bir de klostrofobi var Bir süredir hiçbir işe yaramayan, beklenen haberi getirmeyen lanet olası telefon Susuzluğuma ve kurumakta olan kalbime çare olma ihtimali olmayan zavallı bir sürahi Takmaya başladığım ilk günden beri nefret ettiğim gözlüklerim İç içe geçmiş, birbirine karışmış küpelerim Sürekli kaybettiğim için yanımdan ayırmamaya gayret ettiğim birkaç toka Her şey başucumda Sanki bütün dünya Bir uyku bir de sen uzakta...

  • DENEME

    BAŞARI

    Çocukken, küçücük bir kız çocuğu iken hiç arkadaşım yoktu benim. Sokakta oynamayı sevmez, daha doğrusu bilmezdim. Çocuklarda kendiliğinden olan oynama becerisi bende yoktu. Sokaktaki çocuklara imrenir ancak aralarına karışamazdım. En yakın arkadaşlarım kitaplardı. Okul dışındaki tüm zamanımı kitaplarla geçirebilirdim. Elbette çok uslu bir çocuktum; hiç yaramazlık yapmaz, kimsenin başını ağrıtmaz, hiçbir konuda çok talepkar ve ısrarcı olmazdım. Ve tabii ki çok başarılıydım! Ders notlarım hep çok yüksekti. Hayatta çok erken tanıştığım ve hiç yadırgamadığım şey sanırım sorumluluktu, yapmam gerekenleri bilir ve hatırlatmaya ya da ikaza gerek olmadan yapardım. Şimdi, yıllar sonra geriye dönüp o günlere baktığımda o küçük kız çocuğunun ne kadar yalnız olduğunu görüyorum… Uslu olmam, çok başarılı olmam…

  • Uncategorized

    Uyku

    Uykulara borçluyuz, yanımdayken köşe bucak kaçtığımız uykulara. Sensizken, sen o şehrin denizini, ben bu şehrin sensizliğini koklarken uyusam…Saatlerce, günlerce uyusam…Ta ki sen bana, kollarıma gelene kadar, bu şehir sensizliğin kokusunu üstünden atana kadar uyusam…Sen beni uyandırana kadar, uykuya bir ömürlük borcumuzu ödeyecek kadar uyusam… Ezgi Balaban

  • Uncategorized

    Anahtar

    Biraz hüzünlü bir Şubat günü…Anahtarımı cebime koydum bu sabah. Elim cebimde anahtarın soğukluğunu hissettim. İki aydır kapıyı hiç anahtarla açmamıştım. Oldum olası sevmem anahtarları. Kapı dediğin zili çalınca içeriden açılmalı. Seni bekleyenler olmalı, görünce gülümseyenler, sıcak bir ‘hoşgeldin’ , meraklı bir ”nerede kaldın?”. Evde tatlı bir telaş, başka odalardan gelen sesler olmalı. Sabah uykusunun mahmurluğunda annemin mutfak tıkırtıları, akşam saatinde babam ve oğlumun coşkulu futbol gürültüleri. Sofralar kalabalık olmalı, bazı geceler sofrada rakı olmalı, üstelik buz gibi olmalı ama yanında mutlaka anne eli değmiş mezeler olmalı. O sofralarda kahkahalar, bazen tatlı didişmeler olmalı. Kimi zaman herkes birbirinin ne diyeceğini zaten bilmeli ama anlatmak da dinlemek de her seferinde daha tatlı…

  • Uncategorized

    Kalbim Hep Ege’de…

    Nar ağacı, asma yaprağı Biraz denizden, biraz gökyüzünden bolca mavi Bir salıncak Tatlı, usul usul bir rüzgar Şarap gibi bir hava Mavilerin koynunda zeytin ağaçları Annemin keyifli kahvaltıları Babamın leziz mangalı eşliğinde uzun doyumsuz sohbetler Buz gibi rakı, kadehlerin birbirine dokunuşu, kahkahalara karışan ”şerefe”ler Islak çimenler Bereketli toprak, bahçe domatesleri, dalından taşan elmalar Zeytin ağaçlarıyla kucaklaşan masmavi, buz gibi deniz Denizden çıkan her şey Sıcacık güneş Günbatımı Akşam pazarı Her rengi İlk gençlik hatıraları Geleceğe dair umutlar Çocukluğum Gençliğim Aşklarım Çocuklarım Dostluklarım Buradayım İyi ki…