-
MERAK
Her güzel şey ön yargısız bir merakla başlıyor.“Bilmiyorum, denemek isterim.” kadar heyecan verici bir cümle yok mesela. “Dinlemek, izlemek, görmek, gitmek, gezmek, tatmak, tanımak, tanışmak isterim” kadar heyecan verici bir şey yok. “Hadi” diyen, yol bilen, yol gösteren, yol açan biri kadar özel kimse yok. Her yeni deneyim kalıcı bir zevke dönüşmüyor elbette hayatımızda fakat muhakkak farklı bir pencere açıyor, perspektifi genişletiyor, manzarayı değiştiriyor. Keyif almadığınız bir deneyim bile kıymetli çünkü bence insanın ne istediğinden emin olması için önce ne istemediğini öğrenmesi gerekiyor. Bir insanın yaşamını zenginleştiren temel duygunun merak olduğuna inanıyorum. Kimin ne yaptığına, ne giydiğine ya da ne dediğine dair sığ bir merak değil… Doğaya, tarihe, sanata, insan…
-
Beklenti
Beklentilerim var, evet. Hayattan, kendimden, sevdiklerimden ve hatta gün içinde temas ettiğim ve yakın olmadığım insanlardan bile beklediklerim var. Ve beklentiyi lanetleyenlerin aksine sağlıklı olanın bu olduğuna, her ilişkinin temelinde beklentiler olduğuna inanıyorum. Bu beklentileri meşru bir zemine oturtabilmek de o ilişkinin sağlıklı ve uzun soluklu olmasını sağlıyor. Bir ilişki tesis etmek ve sürdürmek zor. Uyumlanmak ve kendinden taviz vermek arasındaki sınırı çizmek zor. Uyum güzel, başkasına yük olmamak, kimsenin üzerinde baskı yaratmamak, birini kaybetmemek için olmazsa olmazlarından vazgeçmek güzel değil. Uyum sağlamaya kodlanmış kadınlar hep kendi önceliklerine ihanet etmenin doğurduğu bir kaygı taşıyor. O kaygı bir tümsek, takılıp düşüyoruz. Bu sefer düştüğümüz yerden elimizde bir avuç öfke ile kalkmayı…
-
Olacak olan…
Bir gece önce geç bir saatte tatilden dönmüş, ertesi gün çalışmıştım, yorgundum. Didem'i çok özlemiştim fakat o gece aramızda olamayacaktı. Hava gereğinden fazla sıcak, sokaklar gereğinden fazla kalabalık, saçlarımın rengi gereğinden fazla açıktı. Vapur beklenenden erken kalktı, adaya varmamız beklenenden uzun sürdü, yol boyu rüzgar beklendiği kadar esmedi. Güneş yüzümde beklediğimden çok iz bırakmıştı, sıcaktan ve nemden akan fondöten lekeleri beklendiği kadar kapatamıyordu. Didem'in yokluğu beklenenden erken ve yoğun hissediliyordu. Ve fakat üzerinden handiyse 2 gün geçmiş olmasına rağmen bu sabah hala ''Bu seferlik böyle olsun'' diyerek başladığımız geceki mutluluğumuzu konuşuyoruz. Bazen hiçbir şey gerektiği kadar ya da beklendiği gibi olmaz. Olduğu kadar olur ve en güzeli odur. Olacağına varmasına…
-
TANIK
Uzun bir yolculuktan sonra yol boyunca size eşlik eden insanlarla farklı yönlere yürümeye başladığınızda yolculuğunuzun tanığını kaybetmiş oluyorsunuz. Oysa tanıklık mühim… Yolun başında kim olduğunuzun, sonunda kime dönüştüğünüzün, kaçıncı adımda yorulduğunuzun, kaç defa yanlış yola saptığınızın, kaybolunca ne yaptığınızın bilinmesi, yolda size refakat edenlerin ve yolun bir yerinde terk edenlerin tanınması önemli. “Asıl olan ne yaşadığın değil nasıl hatırladığındır” derler. İşimize geldiği gibi hatırlamaya meyyal olduğumuzda hakikati anımsatmak için… Bazen öyle hadiseler vuku bulur ki inanmak için şahit gerekir, yaşanmışa ikna etmek için… Parantez açmaya gerek duymadan ve alt yazısız konuşabilmek için. Fakat bazen Didem’in dediği gibi olur; “Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı. Kitaplar, aşk, her şey. Her…
-
SANAT ve UMUT
Yeni yerler görüp evime döndükten sonra kendime beni geri çağıran yerleri sorarım. Nereye tekrar gitmek, mümkün olsa nerede bir süre yaşamak, nereyi ancak lokallerin bilebileceği şekilde öğrenmek isterim? Portofino’nun, Como’nun olağanüstü güzelliğine rağmen bu sefer kendimi en çok St Paul de Vence’ın dar sokaklarında hayâl ettim. Sanatın iddiasını ve gösterişini sade bir elegansla özümsemiş 3500 kişilik küçücük bir köy. Chagall’ın 20 yıl yaşadığı, Picasso’nun, Sartre’ın, Matisse’in yaratımlarına ilham veren bu yerde her adımda bir sanat galerisi, her köşede bir hoşluk çıkıyor karşınıza. Sanat etrafındaki her şeyi doğal bir zarafetle güzelleştiriyor, yukarı çekiyor. Az önce Konfüçyüs’ün ögretilerini anlatan bir kitapta şunu okudum:”Sanat evrene soru sorma biçimidir. İnsanın var oluş amacını, fıtratını,…
-
Niyet Oku’ma
Ben bir “niyet okuyucu” değilim. Okumayı beceremediğimden değil, tercih etmediğimden. Niyet okumadaki “bak ben senin dile getirmediklerini anlamakta ne kadar da mahirim” kibrini kendime pek de yakıştırmadığımdan. Alt metin okumaya çalışırken çok yorulduğumdan ve Ahmet Hamdi’nin dediği gibi “Hayatı güçlestiren şeylerden hoşlanacak yaşta olmadığımdan.” Niyet okuyucuların düştüğü büyük tuzakları, yanlış okunan niyetlerin sapasağlam bağları nasıl sabırla ve ustalıkla zedelediğini, kopardığını gördüğümden. İmaları, dolaylamaları, hele laf sokmaları gereksiz bulurum. İletişimde netliğe inanırım. Niyet okumam; beyanı esas alırım. Bence siz de bir deneyin.

















