• Doyamadığım Şiirler

    KUM GÜZELİ

    En elde edilmemiş şiirdin sen. Kuşluk vakti yazılanlardan… Bıkkın bir rahibin, bir sabah, yorgun bir vezirin akşamın alacakaranlığında muhtemelen yazacağı… Masadan doymadan kalkmış gibi okunmalı… güzelsin… Uzaktan zor seçilebilir bir harf… Hayır hayır! Şimdi anlıyorum… Gizli bir rakam, Kabala’dan… kumun üzerine çizilen… Çöldeyiz ve başka bir yerde değiliz… ama güzelsin… Dansederken göğüsleri sallanan kadınlardan, karadelikleri saatlerce uçuşup duranlardan, sessiz sitemleri kargaşada bile belli olanlardan tırsma öyle kolay kolay… Öyleyse bu bir nasihat… çünkü güzelsin… Onlar bitecekler: Çizgi roman gibi kolayca, tatile çıkarken boşanan yağmur gibi apansız, menemen pişirmek gibi aceleyle… hâlâ güzelsin… İskemle hasır ve ayaklarında yatay, ayaklarını dizlerini böğrüne çekmeye razı olarak basabileceğin yatay tahta çubuklar… Rahatına düşkün keyiften…

  • DENEME

    Kızıma…

    Erken 30’larımda, çok bilinçli olduğumdan değil, koşullar çıkar yol bırakmadığından, terapi sürecim başladı. Terapist-danışan ilişkisini anahtar-kilit ilişkisine çok benzetiyorum ve doğru eşleşmede terapinin bir mucize yarattığını düşünüyorum. Cesaret edebilirsem bir gün o süreci de hakkınca yazmayı çok isterim ama bugün meselem o değil. Terapi benim çocuk kalbimin kırıklarını ve yaralarını uzun ve sabırlı bir süreçte tedavi ederken bir gün annem içimde onu adres eden bütün yaraları saran, bütün küskünlükleri telafi eden bir şey söyledi; “ben anne olarak neyi ne kadar eksik yaptığımı seni Naz’a annelik ederken izlediğimde fark ettim.” dedi. Annem tek bir cümleyle içimdeki bütün yarımları bütünledi, soru işaretlerini noktaya çevirdi. Soru soruyordum, anlam arıyordum, onun sevgisinde, farkındalığında ve…

  • DENEME

    DİRENİŞ

    2019 yılında instagram profilime Emerson’dan bir alıntı yazmıştım; “Seni sürekli başka biri yapmaya çalışan dünyada en büyük başarı kendin olabilmektir.” Bu cümleye yüklediğim manâ 5 yılın sonunda hem farklılaştı hem de katmanlandı. O dönem bizi değiştirip otantik benliğimizden uzaklaştırmaya çalışanın çevremizdeki insanların beklentileri, yaşam boyu edindiğimiz etiketler ve bize tanımlanan sıfatların ağırlığı olduğunu düşünüyordum. Kış Uykusu filminde Melisa Sözen’in canlandırdığı Nihal, Aydın’a “Seninle cebelleşeceğim diye bütün güzel huylarım değişti” der. Bugün “dünya” ile cebelleşirken güzel huylarımın değişmemesi için inatçı bir direniş sürdürüyorum. Bugün kendin olarak kalabilmenin zorluğunun nirengi noktanı sürekli sınayan, sana doğru olmadığını bildiğin kuralları dayatan, senin kurallarını makbul bulmayan, doğru olmasa da oyunu bizim kurallarımızla oynamazsan ya incinirsin…

  • DENEME

    LİZBON

    Merdivenlerini,dar sokaklarını,sokaklarının güzel adlarını,renklerini,güneş ışıklarının sokaklarla ve renklerle oynadığı oyunları,duvarları süsleyen seramikleri,rengarenk kapıları,damağımdaki tatları,Sangrianın beyaz olanını,Fado’nun içime düşürdüğü hüznü,sokak şarkıcılarını; özellikle Io’yu,hiç plan yapmadan saatlerce yürümeyi,yolun bizi yürüdükçe daha güzel bir yere ulaştıracağına inanmayı,her yeri görme telaşına kapılmak yerine yine geleceğiz umuduna tutunmayı,evrenin Nepalli bir kadın aracılığıyla bizimle hem de ana dilimizde konuşmasınıçok sevdim. Not: Bu coğrafyada, (çok mütevazı olamayacağım) iletişim yeteneği yüksek bir avuç insan olarak neden zorlandığımızın sebeplerini de anlayıp tecrübelerimi alıp cebime koyarak döndüm. Kısa – uzun, amatör – profesyonel, her iletişim ve ilişkide muhatabın insan olduğunu, bunun bir paylaşım olduğunu, paylaşımların, sağlıklı ve özenli iletişimin insana iyi geldiğini bilenlerin burada da çoğalması dileğiyle…

  • DENEME

    BAYRAM

    Rabelais bir romanında ”Herkes kendi yükseğinden itilince incinir.” diyor. Yükseklik eşiğimizi, direnme gücümüzü sınamayanlarla, her irtifada sırtımızı rahatça dönebildiklerimizle birlikte geçen her gün, ‘dayanabilen’ değil, ‘kıyılamayan’ olduğumuz her yakınlık bayram… Umuda yas tutturanlardan sıyrılıp umut verenlerle kurulan her yeni bağ bayram… “Kendine fazla hakim olmak övülmesin” diyor Nihan Kaya. İçimizden geldiği gibi olabilmek uğrunda feda ettiklerimizden sonra yanımızda kalan, anlama çabası içinde olan kalpler, sırtımızı sıvazlayan eller bayram… Yaseminin kokusuna, lale bahçelerine, mor salkımların kucağına uyandığımız, adım adım yaza yürüdüğümüz bu mevsimin her günü bayram… Nicelerine sağlıkla 🌸

  • ŞİİR

    METRUK

    Sen yoktun, ben İkimizden metruk bir şehir kurdum Bir kış boyu her gece Farklı sokağında uyudum Uyandım, kayboldum Uyandım, kayboldum Not: Edebi Dergi Nisan sayısında yayınlanmıştır. Photo by Jay Vulture.

  • DENEME

    14 MART

    Bazen dünya şirazesinden çıkar. Kötülük ete kemiğe bürünür, pervasız, fütursuz, hadsiz olur. Kötülük canilerin ayağında bir tekme olur, 19 yaşında bir çocuğun canını alır, maden faciası sonrası bir maden işçisinin daha ne kadar yanabileceğini bilmediğimiz canını yakar, küçücük savunmasız bir cana 6 dakika boyunca vahşice işkence eder. Kötülük güzel ülkemde nedense cezasız kalır! Dünya kötülüğün kucağında savrulurken iyi insanlar da dengesini korumakta zorlanır bazen. Özünden, değerlerinden uzaklaşır. Böyle zamanlarda hekimlik bizim kerteriz noktamızdır. Hava sislendiğinde, deniz dalgalandığında bize nerede olmamız gerektiğini gösteren deniz feneridir. Denizdeki tek gemi, gemideki tek kaptan olmaktan korkmamanın, kimseye muhtaç olmamanın güvencesidir. Kim olduğumuz kadar yola çıkarken kim olmayı hedeflediğimizi, kim olmak istediğimizi hatırlatan aynadır. Hekimlik…

  • DENEME

    YENİDEN

    "Biz kırıldık daha da kırılırız Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü Hırsız da bilmiyor çaldığını" diyor Yarımada'da Cemal Süreya. Daha ziyade kırıldım sanıyorum ama yeri geldi hırsız da oldum ve kimbilir belki katil de. Fakat bilmeyen olmadım hiç. Çaldığımı da öldürdüğümü de bildim. Bilerek yapmadım ama yaptıktan sonra fark ettim. Acısını çektim, pişmanlığını yaşadım, gözyaşını döktüm. Muhattabından özrünü, Yaradan'dan affını diledim. Pişmanlığım bir yaraya merhem oldu mu bilmem ama olsun istedim. Ne yaşarsak, ne kadar güzel yaşarsak yaşayalım perde kapanmadan önceki son sahne ile mühürlenir tüm oyun. Sahici bir farkındalık, samimi bir özür, içten bir pişmanlık oyunun devamına yeterli olamasa da senaryoyu zihnimizde geriye dönük tekrar kurgulamaya, anıları nizami, insanları güzel…

  • DENEME

    Bana doğru…

    Her gün şeyhine giden bir derviş varmış. Bir gün: "Efendim, kırk yıldır her gün size geliyorum." demiş. Şeyhi de demiş ki: "Ah evlat! Keşke kırk yıldır her gün bana geleceğine, bir gün de kendine gideydin." Uzunca zaman "kendine gidemeyenlerle" meşgul olmuşum. Biri yolu kendi bulur umuduyla sabırla beklemişim, bir diğerinin uzattığını zannettiğim elinden tutup yolculuğuna eşlik etmek istemişim, birine hiç dinlemediğini ya da anlamadığını çok geç fark ettiğim ipuçları fısıldamışım. Aynı yerde duralım, aynı manzaraya bakalım diye yola niyet etmemişleri çekiştirip yorduğum da olmuş, acemisi olduğum sokaklarda kendi yükümden fazlasını taşıyıp yorulduğum da... Ben kendime yaklaşmak için yorulmalıymışım zira. Heveslerimin ve haddinden fazla iyi niyetlerimin sivri köşelerini törpülemeli, aklıma düşen…

  • DENEME

    KUYU

    Kuyuya düşmüş birini kuyunun başından “yukarı çık, çık yukarı” diye seslenerek kurtaramazsınız. Kuyunun başında durup “Ben sana buralarda dolaşma, buralar tekinsiz demiştim” ya da “Ama sen de hiç önüne bakmıyorsun canım , böyle olacağı belliydi” diyerek yardımcı olamazsınız. Eleştirmeye, tavsiye vermeye ve hatta birine yardıma niyetleniyorsanız evvela sırtınızdaki üstenci hırkayı çıkarıp yavaşça yere bırakacaksınız. Sonra elinize kalınca bir ip alıp kuyuya sarkıtacak hatta daha iyisi belinize bağlayıp  kuyuya, düşenin yanına ineceksiniz. Kucaklayıp çıkabiliyorsanız ne alâ… Eleştiri ve tavsiye bilgelik gerektirir. Neyi, hangi tonda ve ne zaman söyleyeceğini bilmek gerektirir. Talep edilmiyorsa, şartlar mecbur bırakmıyorsa veya yeterli içsel derinliğe ulaşılamıyorsa lütfen yeltenmeyiniz. Kuyunun dibinde sessizce oturup beklemek kuru gürültüye maruz kalmaktan…