• Uncategorized

    YAZ

    Yaz gelecek… Kimse bilmesin, keşfetmesin diye dua ettiğim, her sokağını, her koyunu, tüm kumsallarını ve hatta her kum tanesini sahiplendiğim, benim sandığım, denizini ”evim” saydığım o küçücük Ege kasabasına gideceğim. Rıhtımdaki çocuktan bol baharatlı midye dolma alacağım, yanına fazladan limon. Bütün telaşları ve yapılması gerekenleri kalabalık şehirlerde bırakıp torbayı elimde sallayarak yavaş yavaş yürüyeceğim. Saçımda tuzlu bukleler, yüzümde güneşin pembe izleri…Üstümde tişörtüm, kot şortum, terliklerim; yani bütün yaz ihtiyacım olan her şey:) Her adımda önünden geçtiğim kafelerdeki mazime gülümseyeceğim, dostlarıma…Efsane 98’e selam göndereceğim. Kafelerden birinde durup soğuk bir bira alacağım. Kafelerin bitimindeki parkın denize bakan tarafındaki duvarlardan birinin üzerine oturup yüzümü eşsiz denizine döneceğim. Güneş henüz düşmeye başlamamış olacak. Gözümü…

  • Uncategorized

    SIRDAŞ

    Bir gece tanır beni Yanlız gece dinler Bir gecenin ıssızlığında çözülür dilimin bağı, Gözümün yaşı Bir gecenin karanlığı sır vermez kimselere Her sabah gün ışırken Unutur sırlarını, Gömer gözyaşlarını. Ezgi Balaban

  • Uncategorized

    YOL

    Hayat bazen dik bir yokuş, bazen virajlı bir yol, bazen çıkmaz bir sokak. Belki çoğunlukla sorunsuz bir düzlük. Yol arkadaşlarımızı ve yakınımızda tuttuğumuz insanları da çoğunlukla düzlüklerde seçiyoruz. Yol önümüzde uzun ve açıkken, attığımız adımı ve varacağımız yeri bilirken, kendimizden eminken, hatta varlığımız beraber yürüdüklerimize güç verirken, yollarını açarken beraber yürümek çok kolay. Düzlüklerde ”sevmek” kolay. Fakat samimi değil. Sizi gerçekten sevenler keskin bir viraja, o virajı alıp alamayacağınızdan emin olmamalarına rağmen size güvenerek sizinle birlikte girebilenler… Sizi gerçekten sevenler bir yol ayrımına geldiğinizde hangi yolu seçeceğinizi değil, doğru seçimi yapabilecek sağduyuya sahip olduğunuzu söyleyenler…Sonunda bir karara vardığınızda ona müdahale etmek yerine saygı duyanlar…Siz kendi sesinize sağır olduğunuzda bile hala…

  • Uncategorized

    OYUN

    ”Deprem yıkıntılarının üzerinde oynamaya çalışan çocuklar gibi yaşamaya yeniden başlayacağım” yazdı. Kaç kez okudum bu cümleyi bilmiyorum ve cevap yazmak için ne kadar bekledim…Bir tek cümlede ne çok şey anlatmış ve beni nasıl da yüreğimden vurmuştu! Hayat bundan ibaretti işte…Bazen enkaza dönen hayallerin üzerinde ayağa kalkıp içindeki çocuğa seslenebilmekti hayat, ”hadi” diyebilmek…”Hadi oynayalım.” Biraz unutmak, çokça hatırlamaktı… Affetmekti, en çok kendini…Olmak istediğin insana doğru yürürken yolda dönüştüğün kişiyi tanımak ve onunla barışmak…Sevmek, çok ve sonunu düşünmeden sevmek ama sevmeye kendi hatalarından başlamaktı…Umut etmeyi ve inanmayı seçmekti, gerekirse yeniden başlayarak, sıfırdan öğrenerek…Oyuna başlarken kaybetmeyi göze almaktı. Zira oyunun galibi kaybederken bile oyundan keyif alandı! O zaman…Hadi biraz oynayalım mı? Ezgi Balaban

  • Uncategorized

    BAŞUCU

    Uykuyla aram açıldıkça yatağımın başucu giderek kalabalıklaşıyordu. Sayfaları kalemle çizilmekten yıpranmış dergiler En son hangisini okuduğumu hatırlamakta zorlandığım yarım bırakılmış kitaplar Kalemler İrili ufaklı not defterleri Yazılıp karalanmış ve koparılıp atılmış kağıtlar Ekranındaki akrep ilerledikçe içimi sıkan kol saati İçim sıkışık Yatak bedenime, göğüs kafesim kalbime dar Halihazırda bir de klostrofobi var Bir süredir hiçbir işe yaramayan, beklenen haberi getirmeyen lanet olası telefon Susuzluğuma ve kurumakta olan kalbime çare olma ihtimali olmayan zavallı bir sürahi Takmaya başladığım ilk günden beri nefret ettiğim gözlüklerim İç içe geçmiş, birbirine karışmış küpelerim Sürekli kaybettiğim için yanımdan ayırmamaya gayret ettiğim birkaç toka Her şey başucumda Sanki bütün dünya Bir uyku bir de sen uzakta...

  • DENEME

    BAŞARI

    Çocukken, küçücük bir kız çocuğu iken hiç arkadaşım yoktu benim. Sokakta oynamayı sevmez, daha doğrusu bilmezdim. Çocuklarda kendiliğinden olan oynama becerisi bende yoktu. Sokaktaki çocuklara imrenir ancak aralarına karışamazdım. En yakın arkadaşlarım kitaplardı. Okul dışındaki tüm zamanımı kitaplarla geçirebilirdim. Elbette çok uslu bir çocuktum; hiç yaramazlık yapmaz, kimsenin başını ağrıtmaz, hiçbir konuda çok talepkar ve ısrarcı olmazdım. Ve tabii ki çok başarılıydım! Ders notlarım hep çok yüksekti. Hayatta çok erken tanıştığım ve hiç yadırgamadığım şey sanırım sorumluluktu, yapmam gerekenleri bilir ve hatırlatmaya ya da ikaza gerek olmadan yapardım. Şimdi, yıllar sonra geriye dönüp o günlere baktığımda o küçük kız çocuğunun ne kadar yalnız olduğunu görüyorum… Uslu olmam, çok başarılı olmam…

  • Uncategorized

    Uyku

    Uykulara borçluyuz, yanımdayken köşe bucak kaçtığımız uykulara. Sensizken, sen o şehrin denizini, ben bu şehrin sensizliğini koklarken uyusam…Saatlerce, günlerce uyusam…Ta ki sen bana, kollarıma gelene kadar, bu şehir sensizliğin kokusunu üstünden atana kadar uyusam…Sen beni uyandırana kadar, uykuya bir ömürlük borcumuzu ödeyecek kadar uyusam… Ezgi Balaban