-
Kuytu
Kederden kuytular yaptım kendime Hayattan kaçıp kaçıp saklanıyorum.
-
Gece
Kapkara bir gecede Uzanıp seni düşünmek istiyorum saatlerce Keder yoğun bir sis olup üzerimi örtene Özlem yağmur olup gözlerimden inene dek Seni düşünmek istiyorum saatlerce, günlerce Kara geceyi acı bir soğuk uyandırınca Yokluğun mu üşütüyor beni, imkansızlığın mı acaba Oysa ki aşinayım yokluğuna da imkansızlığına da Ve neden sonra fark ediyorum ki Umudum öldürüyor beni Alay edercesine adeta
-
Beklemek
Özledim Ataklarla seyreden bir hastalık gibi beni nefessiz bırakacak kadar ağır hasret nöbetleri geçiriyorum Nefes gibi sana, sesine, ''canım'' deyişine muhtacım Sen yoksun Sadece özlemek değil bu İmkansızı ummanın, olmayacak olanı beklemenin kederi Öyle çok şey bekliyorum ki... Seni bekliyorum Senden gelecek bir haberi, işareti Aynı zamanda ummaktan ve beklemekten yorulup tükeneceğim günlerin gelmesini bekliyorum Umudumla birlikte kalbimdeki sızı da tükenecek biliyorum Umut içimdeki renklerle birlikte solup gitsin diye bekliyorum.
-
Anahtar
Biraz hüzünlü bir Şubat günü…Anahtarımı cebime koydum bu sabah. Elim cebimde anahtarın soğukluğunu hissettim. İki aydır kapıyı hiç anahtarla açmamıştım. Oldum olası sevmem anahtarları. Kapı dediğin zili çalınca içeriden açılmalı. Seni bekleyenler olmalı, görünce gülümseyenler, sıcak bir ‘hoşgeldin’ , meraklı bir ”nerede kaldın?”. Evde tatlı bir telaş, başka odalardan gelen sesler olmalı. Sabah uykusunun mahmurluğunda annemin mutfak tıkırtıları, akşam saatinde babam ve oğlumun coşkulu futbol gürültüleri. Sofralar kalabalık olmalı, bazı geceler sofrada rakı olmalı, üstelik buz gibi olmalı ama yanında mutlaka anne eli değmiş mezeler olmalı. O sofralarda kahkahalar, bazen tatlı didişmeler olmalı. Kimi zaman herkes birbirinin ne diyeceğini zaten bilmeli ama anlatmak da dinlemek de her seferinde daha tatlı…
-
Dedem…
Avucunun içindeki elimi Gökyüzüne uçurduğun salıncağımı Çocukluğumun ışığı, sıcağı oluşunu Çağırmadan gelmeni, istemeden yapmanı ‘Bir küçücük aslancık’ı Yanına ‘tümbüldüğüm’ ve yataktan hiç kalkmak istemediğim o çocukluk sabahlarını Horozlu parkta beni beklediğin ve yalnızlığımı alıp götürdüğün o günü Balıkesir garajını, sıkışık köfteyi Koca kız olduğum halde her sabah elimi tutup servise götürmeni, her akşamüstü dönüşümü beklemeni Bıçak gibi keskin hafızanı, hikayelerini, yaramazlıklarını, yorulmak bilmeyişini Senin yanında büyümenin, senin ‘Çakır’ın olmanın ne demek olduğunu… Ve en önemlisi bana nasıl güzel hissettirdiğini Kalbimin en derininde saklayacağım. Nefes aldığım sürece bende, benimle yaşayacaksın. Seni çok seviyorum canım Dedem. Yolun ışık olsun, nurlar içinde uyu.
-
Kalbim Hep Ege’de…
Nar ağacı, asma yaprağı Biraz denizden, biraz gökyüzünden bolca mavi Bir salıncak Tatlı, usul usul bir rüzgar Şarap gibi bir hava Mavilerin koynunda zeytin ağaçları Annemin keyifli kahvaltıları Babamın leziz mangalı eşliğinde uzun doyumsuz sohbetler Buz gibi rakı, kadehlerin birbirine dokunuşu, kahkahalara karışan ”şerefe”ler Islak çimenler Bereketli toprak, bahçe domatesleri, dalından taşan elmalar Zeytin ağaçlarıyla kucaklaşan masmavi, buz gibi deniz Denizden çıkan her şey Sıcacık güneş Günbatımı Akşam pazarı Her rengi İlk gençlik hatıraları Geleceğe dair umutlar Çocukluğum Gençliğim Aşklarım Çocuklarım Dostluklarım Buradayım İyi ki…

