Kızıma…
Erken 30’larımda, çok bilinçli olduğumdan değil, koşullar çıkar yol bırakmadığından, terapi sürecim başladı. Terapist-danışan ilişkisini anahtar-kilit ilişkisine çok benzetiyorum ve doğru eşleşmede terapinin bir mucize yarattığını düşünüyorum. Cesaret edebilirsem bir gün o süreci de hakkınca yazmayı çok isterim ama bugün meselem o değil.
Terapi benim çocuk kalbimin kırıklarını ve yaralarını uzun ve sabırlı bir süreçte tedavi ederken bir gün annem içimde onu adres eden bütün yaraları saran, bütün küskünlükleri telafi eden bir şey söyledi; “ben anne olarak neyi ne kadar eksik yaptığımı seni Naz’a annelik ederken izlediğimde fark ettim.” dedi. Annem tek bir cümleyle içimdeki bütün yarımları bütünledi, soru işaretlerini noktaya çevirdi. Soru soruyordum, anlam arıyordum, onun sevgisinde, farkındalığında ve kim bilir kaç kez kendi içinde yaptığı muhasebenin dile gelişinde buldum. (Sen gönlümün sultanısın, bugün bende gurur duyduğun ne varsa senin sayende, seni çok seviyorum).
Bundan sonrası bahar yüzlüme, ilk göz ağrıma…
Ben de anne olarak elimden geleni yaptım, zaman zaman da fazlasını…Fakat yine de çok çok eksik ve hatalıyım. Hayatın yükünü sırtlanırlenki yalnızlığıma, yorgunluğuma, içimdeki seninle hiç ilgisi olmayan “haksızlığa uğruyorum” isyanına teslim olup acısını senden çıkardığım, sonsuz ve koşulsuz sevgimin tahammülsüzlüğümün gölgesinde kaldığı, önceliklerimin sırasını karıştırdığım zamanlar oldu.
Pişmanım.
Her şeye tek başına yetişmek zorunda olduğumu ve yetebileceğimi sandığım, yardım istemeyi de “olduğu kadar oluversin” demeyi de çok geç öğrendiğim, bütün acemiliklerimi sende tecrübeye çevirdiğim, haklı olsam da annen olduğum için daha sabırlı ve olgun olması gerekenin ben olduğumu zaman zaman unuttuğum için pişmanım.
Keşkelerim de var.
Seni daha kucağıma almadan, içimde her gün katmerlenen bir sevgiyle sevdim. Keşke sevgimi sana daha çok hissettirebilseydim. Dün gece karanlıkta, yüzünü bile görmeden, sesinden bi terslik olduğunu hissettiğimde “nerden anladın?” diye sordun ya, keşke aslında hep anladığımı sana daha çok anlatabilsem, sana ulaşmanın başka yollarını bulabilseydim.
Notting Hill’da Julia Roberts diyor ya “I’m just a girl, standing in front of a boy, asking him to love her”, ben de işte seninle birlikte büyüyen, seni tarifsiz seven ve benden asla vazgeçmemeni uman bir anneyim.
İstisnasız her ana-kız ilişkisinin biraz küskün ve yaralı olduğuna inanıyorum. Benim çocuk kalbimin kırıkları (biraz çabayla!) son tahlilde beni daha nahif ve sağlam bir kadın yaptı. Seninkileri de hem iyileştirmek hem lehine çevirmek için buradayım. Şimdi sen başka bir ülkenin eşiğinde, yeni bir hayatın kıyısında iken ben yine elimden gelenin en iyisini, daha iyisini yapmaya ve denemeye hazır olarak buradayım.
Sen her şeyimsin…


